Son Haberler

ÖTEKİLEŞTİRME

Bugüne kadar olan tüm hayatınızı gözünüzün önünden geçirin. Kimler sizi ötekileştirmiş, siz kimleri ötekileştirmişsiniz. Boğulmakta olan insanın tüm hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Belki boğulduğunuzu düşünürseniz tüm hayatınızın gözünüzün önünden geçmesi kolaylaşacaktır. Kadınları saçı uzun aklı kısa diye ötekileştiren erkeklerden misiniz, erkekleri saç fetişisti olarak ötekileştiren kadınlardan mısınız? Gelin-kaynana, gelin-görümce, elti,kardeş,karı-koca çatışmalarını psikoterapide ele aldığımızda ötekileştirmenin ne kadar derin yaşandığını gördük. Kimlik oluşumu bakış açısının sabitlenmesiyle sonuçlanan bir süreçtir. Sürece eşlik eden bilinç dışı ego savunma mekanizmalarının en önemlileri  özdeşleşme ve ötekileştirmedir. Özdeşleşmede başka insan içselleştirilerek  kişinin ruhsal parçası haline gelirken,ötekileştirmede başka insan dışsallaştırılarak yabancı cisim haline gelir.Özdeşleşilenle işbirliği yapmak, arkadaşlık ve dostluk kurmak kolaydır;ötekileştirilen ise ya yok sayılır,ya da saldırganlığın ve şehvetin doyum nesnesi olarak kullanılır.

Doğadan kopan insan primordiyal yalnızlık duygusu ile başa çıkmakta zorlanmış, kendisinin en gelişmiş, en evrimleşmiş  varlık olduğuna inanarak narsistik yanılsama içine girmiştir. Ötekileştirme narsistik yanılsamayı besler,insanı insana ve evrene  hizmet edemez hale getirir. İncinmeden ve incitmeden yaşama sanatını öğrenmek ve öğretmeye çalışmak  bakış açısının sabitlenmesiyle daraltılmış farkındalık penceresini genişletecektir.Böyle bir hizmeti sunabilmesi için  psikoterapinin kendi dışındaki disiplinlerle işbirliğine ihtiyacı vardır. Engellilerle yaptığım çalışmalar sırasında,”biz burada engelli görmeye tahammül edemiyoruz” diyenlerin ve onları savunanların ne kadar çok olduğunu gördüm. Çocuğu kabul edecek okul bulamayan , günlerini ve yıllarını engelli çocuğuyla yalnız geçirmiş annelerle tanıştım.  Almanya’da yaşayan türk işçilerinin,Türkiye’de yaşayan eğitim düzeyi yüksek varlıklı kişilerden çok daha geniş farkındalığa sahip olduklarına şahit oldum. Eski Isparta ve Nazi Almanyası gibi engelli çocukları yok etmiş toplumlar da vardı, engellileri yok sayan toplumlar da. Narsistik yanılsamalarımızdan vaz geçip kendi içimizdeki engelleri tanımayı seçtiğimizde engellileri ile bütünleşebilmiş bir toplum olmayı başarabiliriz.
Yıllar önce Zürih’de İngiliz bir hanım bana analize gelmişti. İlk görüşmeden itibaren bu hanım beni, “Siz benim dört yaşındaki oğlumla ilişkimi mahvedeceksiniz” diye suçlamaya başlamıştı. Bu perseküsyon hezeyanının anlamı üzerinde düşünürken şu tarihi bilgi aklıma geldi. Ben bir türktüm, o da bir hristiyandı. Tarihte türkler hristiyanların dört beş yaşlarındaki erkek çocuklarını kaçırmış, onları devşirip asker olarak yetiştirdikten sonra ordularla anne babalarının üzerlerine saldırtmışlardı. Hristiyanlar türkler kaçırmasın diye çocuklarının parmak ya da kulağını kesiyorlardı. Çünkü türkler sakat çocukları kaçırmıyorlardı. Türkler ödip mitinin en yoğun yaşandığı yaşdaki çocukları kullanarak güçlü ordular kurmayı bizanslılardan  öğrenmişlerdi.  İngiliz hastama endişelerinin kökeninde bazı çözümlenmemiş tarihsel sorunlar olduğunu anlatarak ondan çocuklarıyla anne babalarının aralarını bozmuş atalarım adına özür diledim.
Ötekileştirmenin en keskin yaşandığı zamanlarda iki dünya savaşı yaşanmıştır. İkinci Dünya
Savaşı’nın sonunda savaşı yaşayan toplumlarda engelli engelsiz ayrımı ortadan kalkmıştı, çünkü savaştan sağ çıkan herkes sakat kalmıştı. Tepenize iki atom bombası atılsa başka nasıl hissedebilirdiniz?
Ötekileştirme bilinç dışı bir savunma mekanizması olduğu için hep otomatik olarak yaşanmaya devam edecektir. Bize düşen şefkat duygusunu yok eden bu mekanizmanın farkında olmamız ve onun hayatımızı yönetmesine izin vermememizdir. İncinmeden ve incitmeden yaşama sanatı için ötekileştirmeyi derinlemesine çözümlemiş olmak gerekir.

Dr.Murat Kemaloğlu

Hakkında admin

Check Also

Ana Tanrıça ölüme çağırdı

Kahramanmaraş’ta Beraris, Raden, Rulin ve Sajen Sağocak kardeşlerin Türkiye’yi sarsan toplu intiharına Psikiyatrist Murat Kemaloğlu’ndan …