Son Haberler

SEÇENEKSİZLİK YANILSAMASI

Hedefe doğru giderken, dikkat engellerde sabitlenirse cesaret kırılır. Kişi vazgeçer, istifa eder. “Artık mutsuz bile olamıyorum” diyen insan hayattan istifa etmiş, kendini bir “hiç” hisseden kişidir.  Depresyon bulaşır. Bu yüzden Genç Werther’in Acıları, Özgür Ölüm Üzerine Söylem gibi kitaplar intihar epidemilerine yol açmıştır. Dolayısıyla depresyon psikoterapisiyle uğraşan kişinin bu hastalığa karşı belli bir bağışıklığı olmalıdır. “Gölge arketipinin posesyonu” olarak tanımlanan depresyon, gölgenin (şerrin) entegrasyonu ve transformasyonunu gerektiren bir psikoterapi süreciyle tedavi edilir. Bu işler her babayiğidin harcı olmadığı için çok sayıda insan ömür boyu anti-depresan ilaç kullanarak idare etmektedir.

Cesareti kırılmış bir insan beş ayrı kişiye cesaret verirse cesaretini toplar. Çünkü, başkalarına cesaret verdikçe dikkat engellerden geri çekilir ve fırsatlar görülmeye başlar. Depresyondaki insan başkalarına cesaret veremez. Bilakis onların da moralini bozar. Başkalarına cesaret veremediği için de kendi cesaret kırıklığını onaramaz. Depresyondaki bir hastama  başkasına cesaret vermesini söylediğimde şu şekilde konuşarak cesaret verdiğini zannetmişti:

“Hürmüz Hanım ben sizi manyak zannetmiştim, meğer değilmişsiniz.”

“Ahmet Bey ben sizi şarlatan zannetmiştim, meğer değilmişsiniz.”

Depresyondaki en büyük risk intihardır. Bilinçdışının kendi kendine ürettiği mitolojilerin kodlarını çözecek bilinç gelişmediyse, kişi herhangi bir mitolojinin içindeki trajik ögeyi kader olarak yaşayabilir.

Birinci örnek:

Dionysos, kendisine saygısızlık yapanları sevdiklerini öldürterek cezalandırır.

Hukuk fakültesinde okuyan genç kız immünoloji profesör olan annesini dekapite ederek öldürür. Bir işadamı ablasını bıçaklayarak öldürmemek için acilen benden randevu alır.

İkinci örnek:

Hansel ve Gratel masalında kafese hapsedilmiş çocuklar cadıyı kandırıp onu bir fırına atarak öldürür.

Bir çocuk psikiyatri profesörü annesinin ölüm yıldönümünde annesinin evine gitmiş, havagazını açıp başını fırına sokarak intihar etmişti. İçinde hapsolmuş çocukların, cadı yanını fırına atarak öldürmesi bir gölge posesyonuydu.

Üçüncü örnek:

Daidalos oğlu İkarus ile birlikte hapsedildikleri labirentten tek çıkış çarelerinin havayolu olduğunu düşünmüş ve kuşların pencere önüne bıraktığı tüylerden her ikisi için de geniş kanatlar yapmış. Bu sırada oğlu İkarus’a “çok yükseklere çıkma, yoksa kanatlarındaki balmumu erir; çok alçaktan da uçma, denizin nemi kanatlarını ıslatarak bozar, sen beni izle” diye öğüt vermiş. Her ikisi de bir kuş gibi havalanmış. Giritliler şaşkınlık içinde arkalarından bakakalmışlar. İkarus uçmaktan öyle zevk almış ki, babasının öğütlerini unutmuş. Yükseldikçe yükselmiş, güneşi daha yakından görmek istemiş. Bu arada yavaş yavaş kanatlarındaki balmumu erimiş ve kanatları dağılmış. Bir kurşun gibi aşağıya düşerek, boğulmuş.

Dünya çapında meşhur olmayı başaran bir çocuk psikiyatristi 22.kattan atlayarak intihar eder.

Dördüncü örnek:

Şehmus Ay’ın “Ruhsal Yurtsuzlaşma” yazısını, depresyondaki bir insanın ruh halini çok iyi betimlediği için burada örnek olarak vermek istiyorum.

 

 

RUHSAL YURTSUZLAŞMA

 

Mutsuzluk benim gizli mesleğimdir, demiştim 

                                                bir keresinde 

                                               artık mutsuz bile olamıyorum “

 

Cioran okuyorum. Hayat hakkında yazdığı kasvetli sözlerin karanlığı beni büyülüyor. Ruhun azabını, aklın zindanlarındaki saklı cehennemi en iyi o anlatıyor. Cioran’ın metinleri ruhumun karanlığını besliyor. Onun cümlelerinin ağzımı yaktığını hissediyorum. Yaksın. Nasılsa hiçbir sözcük değmiyor bana. Kara, kapkara bir battaniyeye sarılı gövdem. Bir düşün ağır çekim havasında yaşıyorum. Zamana yayılmış bir felaketin ortasında ellerim, kollarım ve gözlerim bağlı.

Aynaların yüzümde gördüğü uçsuz bucaksız çöllere benzeyen hayatıma hiçbir şey değmiyor. Kendi karanlığından yapılma bir uzayda sonsuz bir keder içinde.

Hayatın çağırdığı bütün kelimeler sağır ve dilsiz. Sözler bütün anlamlarını ve duygularını yitirmiş. Kıştan bile daha soğuk bir kimsesizlik bu. Kendimden yapılma kilitlerle dolaşıyorum düşlerimde. Yangınlardan “ben” diye kurtardıklarım var, sayfaları buruşmuş gönderemediğim mektuplar gibi. Umut mu? Umut benden çok uzaklarda, Kaf dağının ardında bir yerlerde. “Umutsuzluk bir karanfildir, yalnızca bir karanfil” diyen şaire kanmayacak yaştayım artık. Umut etmenin sahte tesellisine sığınamayacak kadar gerçekçiyim. Yüzüme kapanan kapılar, başarısız aşk ilişkilerimden yüzüme inen bir tokat gibi acı gerçekler, beni umut etmenin beyhudeliğinden uzak tutuyor.

Acı ve burukluk.

Her şey kötü biten bir aşk tadında; ağzımda cam kırıkları çiğniyorum sanki. Boğazımda sese ve söze dönüşemeyen düğümler. Yaşama sevincimi tüketen bir girdabın içinde kayboluyorum. Şimdiki zaman ölü, geçmiş bakışlarımı çalmış. Kendi geçmişimin rehinesi gibiyim, zira hatıralar sadakatsiz, hatıralar durmadan acı ve keder üretiyorlar. Hatıralar birer zindan hücresi. Belleğimin acıtıcı hatıraları toplama ve bütün dikkatimi orada yoğunlaştırma becerisinin bunca geliştiğini öğreniyorum böylece.

Çiçek açmış bahar dalları bile sevecenliklerini yitirmiş.

Dostoyevski’nin ” cehennem, sevgi imkânsız olduğunda acı çekmektir” sözü geliyor aklıma. Ben mi sevgimi yitirdim yoksa dünya öteden beri böyle sevgisiz bir yerdi de bunu ben yeni mi fark ettim, anlayamıyorum. İnsanların elleri sevgisizlikten pençeye dönüşmüş. Bütün varlıklar ruhlarını terk etmiş sanki.

Can sıkıntısı ve keder.

Mutsuzluğun uzun ve karanlık gölgeleri eğiliyor üzerime, gün ortasında bile. Güneş diye gördüğümün bana verebileceği bir ışığı yok. İçimi istila eden karanlık öyle yoğun ki, bakışlarım buğulanıyor. Umutsuzluğun camdan duvarlarına çarpıp duran bir pervane gibiyim.

Protez bir yürek taşıdığım şüphesine kapılıyorum zaman zaman. Ben’im olmayan, ben’i çarpmayan bir yürek.

 

Kasım 2010

Hakkında admin

Check Also

ASKLEPİOS’UN ÇAĞRISI

34.Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi Açılış konuşması   34.Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi’ne hoş geldiniz. Şimdi başlayacak …