Son Haberler

Üçüncül Süreç



Bilinçdışında hâkimiyetini sürdüren ruhsal süreç birincil süreç olarak adlandırılır. Bilinçdışından bilince doğru gelen en belirgin ruhsal malzeme rüyalardır. Dolayısıyla birincil sürecin ne olduğunu rüyaların analizini yaparak daha iyi anlayabiliriz.

Birincil sürecin bilince taşarak üçüncül sürece dönüştürülememiş olduğu; dikkat, algılama, hareket ve düşüncelerde niteliksel değişimlerle kendini göseteren akut psikotik reaksiyonu şu şekilde betimleyebiliriz:

*Psikoza girmiş kişi kendini çok uyanık, adeta tetikte hissedebilir. Çevresinde olup biten her şey onun bir parçası gibidir. Hiçbir şeyin dışında kalamaz. Bütün sesleri dinler, bütün seslere kendini açar. Bu, tümfarkındalık olarak adlandırabileceğimiz budistik bir ruh halidir bu. Biriyle konuşurken konudan konuya atlayabilir. Küçük bir hareket dikkatini dağıtır ve ne söylediğini unutur. Küçük bir ses düşüncesini böler ve kişi kendini kaybeder. Bir konu üstünde yoğunlaşacak yerde konudan konuya atlayıp durur. Bütün sesleri dinlemek, farklı sesleri aynı anda duymak iki ya da üç işi birden yapmaya benzer. Belirli hiçbir konuya ilgi duymasa da her şey dikkatini çekebilir. Ekrandaki görüntüyü ve söylenenleri aynı anda izleyemediği için televizyon seyretmesi olanaksızlaşabilir. Dikkati yoğunlaştırma yeteneği ve serbestîsi kalmamış gibidir. Dikkatini iradeyle yönlendiremez, çevredeki tüm uyaranlar dikkatini idare eder..

Kişi kendi gücüyle olayları izlemekte zorlanır ve böylece kişilik yapısı dışarıdan gelen ve kontrol edemediği etkiler altında bocalar. Sesler, birisi düğmesini açmış gibi yükselir. Renkler daha parlak, güçlü ve gürültülü görünür. Eşyaların renkleri kişiyi şaşırtır ve küçük ayrıntılar, örneğin yerdeki izler dikkat çeker. Kişi konuşmaların niteliğini farklı biçimde algılar; sözcüklerin anlamları üstüne kafa yorar ve bu yüzden akıcı biçimde konuşacağına kesik kesik konuşur. Sözcükler yan anlamlar kazanır ve kişi sürekli olarak hangi anlamın vurgulandığını hesaplamak zorunda olduğu duygusuna kapılır. Kimi zaman başkalarının konuşmaları sadece bir sözcükler kümesi olarak algılanır. Normal koşullarda bilinç dünyasının dışında varolan tensel duyarlıkların ve iradi itilerin yoğunluklarındaki artış akıcılığın azalmasına neden olur. Her hareket planlanmalı ve bilinçli olarak, adım adım gerçekleştirilmelidir; en basit hareketler bile bilinçli bir koordinasyonu gerektirir. Psikoz durumundaki kişi bir şey yapmaya başladığında, her hareketini bilinçli olarak ve düşünerek yapabilir. Sürekli olarak bedeninin nerede olduğunu düşündüğünden bedeni kilitlenebilir. Normal hareketin en önemli özelliklerinden biri, motor tepkilerimizi bilinçli karar almadan gerçekleştirme yeteneği kaybolmuş gibidir.

Düşünme mekanizmasındaki değişiklikler de çarpıcıdır. Kişi bir konu hakkında düşünmeye ya da konuşmaya başlar, ancak konuyu bir türlü bağlayamaz. Yanlış yöne sapar ve açıklaması olmayan noktalarda takılır kalır. Bir olgu, kişinin kontrolünde olmayan eş anlamlı başka konuları çağrıştırır. Kişi yoğunlaşması gereken konu yerine başka şeylere dikkatini verir, yürümek, bisiklete binmek gibi basit şeylere dikkatini verir,  ya da yanında kimse yokmuş gibi konuşur. Düşüncesi bazen çok hızlı, bazense çok yavaş çalışır, bazen de tamamen durabilir. Bir sözcük ya da düşünceye takılır ve onu bir türlü aşamaz. Tek bir konu üstünde, takılan plak gibi tekrar tekrar düşünür. Mantıklı düşünceler silsilesinin yerini çağrışımlar silsilesi alır; soyut düşünce yerini somut düşünceye bırakır.

Psikoz personanın düşmesidir. Etik duygusu ve içinde bulunulan kültürle uzlaşma ve özdeşleşme kaybolurken yabancılaşma ve yalnızlık duyguları öne geçer. Cinsel kimlik belirsizleşir. Psikotikler kendilerine veya başkalarına kadın mı yoksa erkek mi olduklarını sorabilir. Psikotik hem en güçlü hem de en güçsüz kişidir. İyiliğin ve kötülüğün hem vericisi hem de alıcısıdır. Yaratacağına mı yoksa yok edeceğine mi, ya da yaratılacağına mı yoksa yok edileceğine mi bir türlü karar veremez. Nefret emaresi taşıyan her jesti kendisine yöneltilmiş korkunç bir tehdit gibi algılar. Bedensel görünümü hakkındaki düşüncesi değişebilir. Aynaya baktığında iç organlarını görebilir, ya da bacaklarının ve kollarının ona ait olmadığı düşüncesine kapılabilir. Başkalarının yanında kendini kimi zaman bir dev, kimi zaman cüce gibi görebilir. Diğer insanların simetrik ve farklılaşmış hareketleri onu şaşırtabilir. Saçmayla olan mücadelesinde ansızın bir kurtarıcı ya da peygamber olduğu duygusuna kapılabilir; ölümü ve yeniden doğumu yaşadığını öne sürebilir, ya da bir önceki yaşamında kim olduğunu bulduğunu iddia edebilir. Psikotik sanrılarda dinsel içerik çoğunluk ön plandadır. Bu yüzden psikozun araştırılmasında her türlü dinsel görüngünün derinlemesine incelenmesi yararlı olacaktır. Bu tür sanrıların düşünce örgülerinde aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü gibi arketipsel kozmik çiftlere sıkça rastlanır. Sembolik imgelem, arkaik mit ve ritüellerle paralellik taşıyan yenilenme sürecinin klasik çerçevesinde gelişir. Psikozda pars pro toto(parçanın bütünü temsil edişi) canlı bir tecrübedir. Ruhun kurtarıcı yönü kişiliğin bütünü gibi yaşantılanır, likantropiklerde ya da katatoniklerde gördüğümüz gibi ruhun hayvan ya da bitki olan yönü de bütün kişilikmiş gibi yaşantılanabilir. Pars pro toto yalnız öznel olarak değil, nesnel olarak da geçerlidir. Psikoz safhasındaki bir kişi, fotoğrafı yırtıldığında, kendisi parçalanıyormuş gibi büyük bir acı duyduğunu anlatmıştı. Başka bir psikotik gizli sevgilisinin imzasına dokunduğunda, el yazısında büyülü bir şehvet gizliymiş gibi orgazm olduğunu söylüyordu.

 

Bilinçte hâkimiyetini sürdüren süreç ise ikincil süreç olarak adlandırılır. Sipariş üzerine ortaya çıkmış, bazı bilgilerin derlenip toparlanarak, bilinen bazı mesajları yineleyen bir sekreterlik çalışmasından ibaret olan bu yazıyı ikincil sürece örnek olarak gösterebiliriz.

 

Üçüncül süreç bilinçdışından bilince taşmış/gelmiş birincil sürecin ikincil süreçle uyumlu bir şekilde harmanlanmasıyla sanata dönüştürüldüğü bir süreçtir. Bu yaratıcı süreç her türlü bilimsel yenilik ya da alışılagelmişin dışındaki yaşama biçimleri için de kullanılır. Üçüncül sürece örnek olarak Şehmus Ay’ın bir şiirini vermek istiyorum:

 

Serencam**

 

Karanlık bir eski zaman kayasının önündeydik.

Kayaya işlenmiş ölü işaretler için, sabır biriktiriyorduk

Hayat kadar eski bu kayanın cansız işaretlerinde çocukluğumuz gizliydi.

Sonra bir ırmak geçti aramızdan

Ürkek geyik gözleriyle bir bahar

Zamana ve ölüme dair bir çığlık gibi geçtiler

Irmak mıydı, vurulan arkadaşların hayali miydi, anlayamadık

Karanlık bir hurafe gibi duran eski zaman kayasının önündeydik.

 

(Bir rüyanın ortasında açtım gözlerimi

Nesneler yer değiştirmişti, anlamlar silinmişti

Bütün kapılar kapalı, zamanın bütün işaretlerinde kilit asılıydı

Bir çocuk, yanıbaşımda durmuş, uzak kuzey yıldızlarına

bakıyordu

Masalın hançerinde gezinen mecnunları

gördüm

Paslanmış hançerlerle göğüs kafeslerini deşiyorlardı

Rüya, Zaman, Masal, Hayat

Bizi çemberinde ufalayan mukaddes ayetler;

Ölüm, Ütopya ve Aşk

Yüzünü Kuzey yıldızlarına çeviren çocuk

Sessizliği çağırıyordu

Kentlerin yangın sarısı cehenneminde kaybolan

asude baharları

Derin uykularda kalmış tapınaklardaki ayinlerin kıyıcı

törenlerinden kalma

Mukaddes bir hançer tutuyordu elinde)

 

Böyle başladık masallara

Son defa

Son defa”

 

Bir gece yarısı aniden uykusundan uyanmış ve huşu içinde ilham perilerine esir düşmüş bir vaziyette bu şiiri ortaya çıkarmıştır. Burada bilinçdışından gelen birincil sürecin ikincil süreçle ahenkli bir şekilde sentezlenmesiyle bir sanat eserinin ortaya çıktığını görüyoruz.

 

Sanatçı bir şey yaratırken riske girmektedir. Girdiği riskler herhangi bir masal kahramanının bir masalda yaşayabileceği tüm risklerdir. Devlerin, cadıların, canavarların vb. esiri olmak ya da onlara yenik düşmek bilinçdışında kaybolmanın, yani psikoza girmenin (yani delirmenin) simgesel anlatımıdır. Gerçek bir sanatçı için bu en büyük risktir. Çünkü üçüncül süreç için birincil süreci bilince getirmesi ve bunun üzerinde çalışma yapması gerekmektedir. Bu çalışmayı yapması şu veya bu sebepten engellenirse ortalıkta delirmiş bir vaziyette kalabilir. Onun için bütün sanatçıların ihtimamla korunması, eserleri ve emekleri paraya dönüştürülerek maddi sıkıntı çekmeden yaşamaları sağlanmalıdır.

Aynı zamanda iradesi zayıflamış, gerçeği değerlendirme duygusu bozguna uğramış psikotik bir hasta da korunmalıdır. Psikotik hastanın psikoterapisi birincil süreci üçüncül sürece dönüştürmesi öğretilerek yapılır. Böylece örneğin şizofrenik laf salatasından bir saçma tiyatro yaratılır ve İonescu, Beckett, Genet ve Nesin düzeyine çıkarılabilir. 1989 yılından beri psikoterapi çalışmalarını sürdürdüğüm Antalya Ruhbilim Okulu’nda Lale Müldür ve Gülseli İnal ile birlikte psikotik hastalara şiir terapisi uygulamaları yaptık. Bu iki usta ile birlikte şizofreni hastaları olağanüstü güzel şiirler yazmayı başardı.

 

Kaynakça:

 

* Deliliğe Dair Tefekkür –Murat Kemaloğlu, Soulscience School Antalya, 1989

** E, Mayıs 2002, Sayı 38, syf: 40

Hakkında admin

Check Also

ASKLEPİOS’UN ÇAĞRISI

34.Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi Açılış konuşması   34.Uluslararası Grup Psikoterapileri Kongresi’ne hoş geldiniz. Şimdi başlayacak …