Kendini kaybolmuş hisseden genç bir kız varmış. Bu genç kız her zaman somurturmuş ve ne yapacağını bilmemekten yakınıp dururmuş. Bir gün biri ona şehrin dışındaki ormanda bir bilgenin yaşadığını ve ona yardım edebileceğini söylemiş. Bunun sonucunda genç kız ormana gitmiş ve yürümeye başlamış. Yürüdükçe etrafını saran ağaçlardan iyice karanlık olmaya başlamış etrafı. Genç kız huzursuzlanmaya ve korkmaya başlamış ama buna …
Tamamını Oku...@ruhbilim@
Bir Yudum Kahve – Gül Çınar
Taze çekilmiş kahvenin kokusunu duymayan burun kaldıysa hemen küçük bir kahve değirmeni alıp bir avuç kahve çeksin kendine. Koskoca mekânın bile olsa bir avuç kahve ortalığı mis gibi kokutmaya yeterde artar .Niye kahveyle başladın derseniz kırk yıl hatırı sayılır da ondan .Şimdi düşünüyorum da yazıda kırk yıla eşdeğer midir acaba bu kahve? Kokusu hafızayı açar, çocuklarınıza koklatırsanız IQ’ları yükselir. Dilinize …
Tamamını Oku...Lina’ ya mektuplar- Duyu Organları – Hikmet Seda Kut
Lina’ ya mektuplar- Duyu Organları İlk mektubumda senin doğumunun bana hangi duyguları yaşattığını, insan olmanın kısa hikâyesini ve bedenin önemini sana dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım sevgili torunum. Bugünkü yazı konumuz beş duyu organımız. Ev ve beden arasındaki benzerliği düşünürsen; ‘’gözlerimiz bizim pencerelerimizdir’’, dediğimi hatırlayacaksın. Pencereden dışarı bakınca, çocukların koşuşturarak oynadığını, komşuların yürüyüş yaptığını, ağaçlardaki kuşları, uzaklardan görünen denizi ve üstündeki …
Tamamını Oku...5 Duyu – Ferhan Tekinmirza
Sanırım ilkokuldaydım 5 duyu organını ve onlarla çevremizi nasıl algıladığımızı ilk öğrendiğimde. O zamandan beri duyu organları denince, insanın çevresini algılama şekilleri, algılama organları gelir aklıma. Bu haftanın konusu olan 5 duyu üzerine düşününce ‘peki ama, acaba aktarmayı nasıl yapıyoruz, aktarma organlarımız nedir?’ sorusu geldi aklıma. ‘5 duyu organımız bilinç ve bilinç dışındaki tüm duygu ve düşüncelerimizi hem algılamamızı hem …
Tamamını Oku...Kanıtlar – Fatma Genç İnal
Neyi nasıl bildiğimin kanıtları çoktur. Hissederim Bir ustanın malzemeyi parmaklarının arasında tanıması gibi Soğuk mu, sıcak mı? Sert mi, yumuşak mı Kaygan mı, pütürlü mü? Bir tekstilcinin kumaşı tanıması gibi İpekli mi, sentetik mi? Kaşmir mi, yünlü mü? Görürüm Bir ressamın gördüğü gibi Da Vinci, Van Gogh, Monet gibi Karanlık mı, aydınlık mı? Canlı mı, soluk mu? Renkli mi, renksiz …
Tamamını Oku...Çoban Matı – Ayfer Atay
Bir gün biri dedi ki çobanla benim oyum bir mi bu mu senin kederin belki de ülkenin geleceğini belirlemekti kaderin. Ey çoban nedir kederin hafife alınmak mıydı derdin aslında hiç de fena değil kariyerin satranç oynamakla belirlendi kaderin Ey çoban nedir kederin, sürülerinden uzak olmak mıydı derdin, bir gün çayırlara yolu düşen birinin satranç oynama teklifini kabul etmek miydi kaderin …
Tamamını Oku...Minik Bir Kedi Bakışı – Mine Kar Özbek
Bir kedinin gözüyle dünyaya bakmak istiyorum. Minicik yeni doğmuş bir kedi. Savunmasız. Beklentisi sadece karnını doyurmak. Annesinin peşinden gidip onun yaşadığı tecrübeleri istemsizce öğrenmek. Neyi, neden yaptığını düşünmeden. Sadece annesinin bakış açısını gözlemleyerek bıraktığı izleri takip etmek. Zamanı geldiğinde de kendisini bir kedi olarak yaşadığı ortama ilan etmek. Gözleriyle hissedip burnuyla koklamak. Kadın mı, erkek mi, olduğunu hiç planlamadan doğanın …
Tamamını Oku...İncir Ağacı – Hikmet Seda Kut
Sahneye giriş sırası ile kişiler: Büyükbaba Babaanne Erkek Torun: 8 yaşlarında Torunun halası 1. Sahne Büyükbaba tahta bir koltukta minderlerin üstünde oturuyor. Keyifle piposunu tüttürüyor. Yanında küçük bir masa üstünde gümüş bir tepsi içinde bir kadeh buzlu rakı, bir bardak buzlu su, ince dilimlenmiş tulum peyniri, iki parça kavun ve küçük boy soyulmamış yeşil salatalık duruyor. Kıpkırmızı bir gonca gül …
Tamamını Oku...Taşların Hesabı – Ferhan Tekinmirza
SAHNE Mahkeme Salonu – Dikdörtgen bir mekân ama keskin hatlara sahip değil. Yüksek tavanlı, duvarları bej, tavanları çok açık mavi renkli. Sahnenin merkezinde sanığı görürüz, önünde, beline kadar gelen parmaklıklı bir bölüm vardır. Sanığın tam karşısındaki ahşap hâkim kürsüsü daha yüksektedir ve hâkime bakmak için başını kaldırması gerekmektedir. Sanığın sağındaki savcı ciddiyetle, hiçbir detayı atlamak istemiyormuş gibi önündeki kâğıtlara bakmaktadır. …
Tamamını Oku...Hikmet Bey’in Kefareti – Hikmet Seda Kut
Büyükbabam Rasimoğlu Mustafa Hikmet,1900 Mitroviça doğumludur. Mitroviça şehri, Kosova’nın kuzeyinde nehir kıyısında bir Osmanlı kasabasıdır. Kosova’nın ticaret- ihracat merkezi olarak tanımlanır. 1530’lu yıllarda 5.000 nüfuslu bu kentte, çoğu Müslüman olan halk, Arnavut ve Boşnaklarla problemsiz şekilde birlikte yaşıyormuş. Türklerin Balkanlar’da ve Kosova’da uzun süreli ve kalıcı ilişkileri, Birinci Murat devrinde 1360’lı yıllarda başlar. Kosova savaşı sonrasında sınırlar Tuna’ya ve Adriyatik …
Tamamını Oku...