Seninle olan birlikteliğime dair ilk hatırladığım anı beni ziyaretime gelişindi. Yetmişli yıllardan biriydi. Elinde bir çuval pirinçle gelmiştin kapımıza. Yaşadığım evdeki insanlar “bak baban geldi. Gel bir merhaba de” dediler. Bense senden kaçıyordum. O günkü aklımla seni sıcak karşılayamadım. Çocukluğum, gençliğim bir gün gelip beni buradan alabileceğin korkusuyla geçti. Ancak bir yanım da babam olsun istiyordu. O gün bugündür kırmızı pirinç tanelerini severim. Kırmızı taneli pirinç getirmiştin. Bir daha da gelmedin. Ne çabuk vazgeçmiştin evladından.
Uzaklardan sana dair bilgiler az da olsa ulaşıyordu. Hala seni görmeye hazır değildim. Annemi buldum. Ziyaretine de gittim. Neydi onu bu hayattan koparan anılar, öğrenemedim. Sanki zaman ve mekanın dışında bir dünyası vardı. Ne sözle, ne bakışla ulaşamadım ona. Ama annemdi işte. İnsan merak ediyor. Yeniden evlenmiş. Yaşlı, yatalak bir kocası vardı. Çevresinde akıp giden hayatın farkında değildi. Kendine kocaman bir alan açmıştı zaman ve mekanın dışında.
Kardeşlerimi de buldum. Yollarımız ayrıldığında biri üç yaşında diğeri ise yedi yaşındaydı. Evlenmişler, çocuklara karışmışlar. Daracık Bursa sokaklarında kız kardeşimin evini ararken kan bağını ilk o zaman hissettim. Evinin nerede olduğunu bilmiyordum. Ancak bir evin önünde bacaklarımın bağı çözüldü. Orasıymış. Bedenim önceden hissetti. Erkek kardeşim de geldi. Duygu dolu bir gün yaşandı.
İkibinondört yılıydı. Zaman gelmişti. Artık babamı ziyaret etmek istiyordum. Köyde yaşıyordu. Baraj çalışmaları için o kadar çok tünel yapmışlardı ki otuzdan sonra saymayı bıraktım. Temmuz sıcağında zorlu bir yolculuktu. İlçeye varınca mola verdik. Yanımda eşim, kızım ve beni büyüten amcam vardı. Dükkanları dolaştık. Gövermiş peynir dükkanlarını gezdik. O gün aldığım Yusufeli bıçağını hala kullanırım. Babam da ilçeye öteberi almaya inmiş. Hatırladığım ikinci görüşümdü babamı. Hafif çekik gözlü, iri yarı, uzun boyluydu. Eşimin ona iltifatı “Fahri Baba pehlivan gibisin” oldu. Çok hoşuna gitti. Arabaya binip köye doğru yola çıktık. Ahşap küçük bir mutfak, soba, kanepe ve duvara asılan birkaç kıyafetten oluşan sade bir odaydı. Küçük mutfakta ise birkaç tabak, çatal , tezgah üstü bir ocak ve buzdolabı vardı. Ve bir de ahşaptan yapılmış ambar evin en önemli yeriydi. Gözlerim her şeyin üzerinde geziniyordu. Yaşamına dair ipuçları yakalıyordum.
Erkekler yere bağdaş kurdu oturdu. Kızımla yer sofrası kurduk. Hem sohbet ettik, hem de yedik içtik. Sıcak ve nem dayanılır gibi değildi. Veda zamanı geldi. Soramadığım, içimde kalan ne çok sorular kaldı. Fotoğraflar çekildi ve o gün dikkat edemediğim pek çok ayrıntıyı fotoğraflarda gördüm.
Bir ay sonra ölüm haberini aldım. Haftalarca gözyaşı döktüm. Tanımaya fırsat olmadan hayatımdan ebediyen çıkmıştı.
Aile dizilimiyle gün yüzüne çıktı gerçekler. Öyle bir zaman geldi ki tanımadığım atalarımı tek tek affettim. İçimdeki karanlık noktalar aydınlandı. Fark ettim ki eğer anılara varınca, seni eskisi kadar etkilemiyorsa atalarım da beni affetmiştir. Bir hocam “Zihin kabul edilmeyeni kabul ettiğinde genişler” demişti. Artık köklerimi bilerek, anlayarak yolculuğuma devam ediyorum.
Fatma Genç İnal 10-14 Temmuz 2021

 10 Toplam okunma,  2 Bugünkü okunma