pendik escortbostancı escortkadıköy escortankara escorthttps://100tlbonusverensiteler.comankara escortataşehir escortMebbisEvolve casinoCbet casinoHyper casinoDrift casinoBetsson casinotrendyol indirim kodupasgolistanbul escort bayanmarsbahisseocasibom girişgrandpashabetgrandpashabetlunabetholiganbetonwinjojobetbetnanoimajbetmatbetJojobet güncel girişjojobetJojobet güncel girişbetnanoparibahisjojobetparibahisjojobetjojobetcasibom girişgaziantep escortgaziantep escorthacklinkholiganbetcasibom girişmarsbahisjojobet girişcasibomgates of olympushttps://www.wcle.org/https://www.birbuketmeyve.com/sweet bonanzaJojobetJojobet girişgrandpashabet girisgrandpashabetgrandpashabetmarsbahisgüvenilir bahis siteleriasyabahis girişmarsbahismarsbahisbetkomjojobet girişsahabet girişcasibom girişmatbetbetparkonwin girişmatbet girişholiganbet girişjojobetCasibompusulabetmarsbahisbahsegelmeritkingmatbetbetebetcasibomholiganbetcasibomjojobethttps://www.digitalnorthampton.com/betmatikjojobetjojobethacklinkextrabet giriş216jojobetjojobetpusulabetsahabetsahabetjojobetjojobetsahabetcasibomcasibomcasibommarsbahismarsbahis girişjojobetjojobetOnwinMaltepe otelkartal otelataşehir otelKadıköy günlük kiralık daireÜsküdar otelleriağva günlük kiralık daireMaltepe günlük kiralık dairependik günlük kiralık daireağva otelleriPusulabetjojobetjojobetsahabetdeneme bonususahabetelitcasinopubg mobile ucCasibommarsbahismarsbahismarsbahismarsbahismarsbahismarsbahis giriş
Kategoriler
Blog Psikoterapi Yazarak İyileşme Blog

Alışveriş Bağımlılığı Nedir?

Alışverişkolik Olduğunuzu Düşünüyorsanız Ne Yapmalısınız?

Alışveriş bağımlılığı, kişinin kendini iyi hissetmek ve anksiyete ve depresyon gibi olumsuz duygulardan kaçınmak için kompulsif bir şekilde alışveriş yapmasını içeren davranışsal bir bağımlılıktır. Diğer davranışsal bağımlılıklar gibi, alışveriş bağımlılığı da hayatınızın diğer alanlarında sorunlara yol açan bir meşguliyet haline gelebilir.

Oniomania (kompulsif alışveriş veya daha yaygın olarak alışveriş bağımlılığı olarak adlandırılan davranış) belki de sosyal olarak en kabul edilebilir bağımlılıktır. Bir düşünün: Etrafımız, satın almanın bizi mutlu edeceğini söyleyen reklamlarla çevrili.

Ekonomiyi canlandırmanın bir yolu olarak politikacılar tarafından harcama yapmaya teşvik ediliyoruz. Ve bazılarımız için, herkesin sahip olduğu şeyleri istemenin bir cazibesi var. Tüketicilik, kendi niyetimizle ya da değil (ya da ikisinin bir kombinasyonu), toplumsal değerin bir ölçüsü haline geldi.

Tüketim çılgınlığı son zamanlarda artmış olsa da, alışveriş bağımlılığı yeni bir hastalık değildir. On dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar tanınmış ve yirminci yüzyılın başlarında psikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmiştir.
Alışveriş bağımlılığınız varsa belirtileri, nedenleri ve başa çıkma yolları hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Alışveriş Bağımlılığının Belirtileri

Bir kişinin alışveriş bağımlılığı olabileceğini gösteren işaretler şunlardır:

Sürekli satın almayı planladıkları şeyler hakkında düşünmek
Kompulsif alışverişlerini durduramamak
Bir şey satın aldıktan sonra coşkulu bir heyecan yaşamak
Satın aldıkları şeyler hakkında pişmanlık veya suçluluk hissetmek
Finansal sorunlar veya borçları ödeyememe durumu
Satın aldıkları şeyler hakkında yalan söylemek veya satın aldıklarını gizlemek
Mevcut kartlardaki bakiyeleri ödemeden yeni kredi kartları açmak
İhtiyaç duymadıkları şeyleri satın almak
Stresli veya üzgün olduklarında alışveriş yapmak

Alışveriş bağımlılığı ile mücadele eden kişiler genellikle alışverişe karşılayabileceklerinden daha fazla zaman ve para harcarlar ve birçoğu aşırı harcamalarının bir sonucu olarak mali sorunlarla karşılaşmaktadır.

Alışveriş bağımlılığı, dürtüsel ve zorlayıcı harcamaları içerebilir ve geçici bir yüksekliğe neden olabilir. Alışveriş bağımlısı kişiler eve döndüklerinde genellikle kendilerini boş ve satın aldıklarından tatmin olmamış hissederler.

Kompulsif bir alışveriş çılgınlığı sırasında satın alınan ürünler genellikle kullanılmadan istiflenir ve kompulsif alışveriş yapanlar bir sonraki harcama çılgınlıklarını planlamaya başlar. Çoğu yalnız alışveriş yapar, ancak bazıları bundan hoşlanan başkalarıyla birlikte alışveriş yapar. Genellikle, bu tür bir alışveriş heyecanını paylaşmayan kişilerle alışveriş yapmak utanca yol açacaktır.

Alışveriş Bağımlılığının Nedenleri

Alışveriş bağımlılığının kesin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli faktörler rol oynayabilir. Genellikle ergenliğin sonlarında ve yetişkinliğin başlarında başlayan alışveriş bağımlılığı genellikle ruh hali ve anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, yeme bozuklukları, diğer dürtü kontrol bozuklukları ve kişilik bozuklukları gibi diğer bozukluklarla birlikte görülür.

Kişilik Özellikleri


Alışveriş yapma arzusunu kontrol etmedeki bu zorluk, alışverişkoliklerin paylaştığı ve onları diğer insanların çoğundan ayıran bir kişilik yapısından kaynaklanmaktadır. Özgüvenleri genellikle düşüktür, kolayca etkilenirler ve genellikle yalnız ve izole olmalarına rağmen başkalarına karşı iyi kalpli, sempatik ve kibardırlar. Alışveriş onlara başkalarıyla temas kurmanın bir yolunu sunar.

Bazı insanlar özsaygılarını artırmak için alışveriş bağımlılığı geliştirir, ancak alışveriş bu konuda pek etkili değildir.

Alışveriş bağımlılığı olan kişiler, diğer alışveriş yapanlara göre daha materyalist olma eğilimindedir ve maddi nesneler aracılığıyla statü arayarak ve başkalarından onay alarak kendilerini desteklemeye çalışırlar. Diğer insanlardan daha fazla fanteziyle meşgul olurlar ve diğer bağımlı insanlarda olduğu gibi dürtülerine direnmekte zorluk çekerler.

Reklamlara Maruz Kalma

Alışveriş bağımlılığı olan kişiler, her gün etrafımızı saran pazarlama ve reklam mesajlarına karşı daha duyarlı olabilirler. Reklamlar genel olarak satın almanın olumlu sonuçlarını abartmak ve satın almanın hayatın sorunlarından bir kaçış sağlayacağını öne sürmek için tasarlanırken, bazı pazarlama hileleri ani satın almayı tetiklemek için tasarlanmıştır ve özellikle alışveriş bağımlılığı olan kişilerin dürtüsel doğasını hedef alır.

Perakende Terapisi

Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, alışveriş bağımlılığı da genellikle hayatın duygusal acıları ve zorluklarıyla başa çıkmanın bir yoludur. Ne yazık ki, alışveriş yapan kişi için işleri iyileştirmek yerine daha da kötüleştirme eğilimindedir.

Alışveriş yaparak zevk alan ve olumsuz duygulardan kaçan insanlar bazen bunu “perakende terapisi” olarak adlandırırlar. Bu ifade, kendinize bir şeyler satın alarak danışmanlık veya terapiye katılmakla aynı faydayı elde edebileceğinizi ima eder. Bu yanlış ve yararsız bir düşüncedir.

Normal Alışveriş ve Alışveriş Bağımlılığı

Normal Alışveriş
Satın alınan ürünlere ihtiyaç duyulur ve kullanılır

Zorlama hissi yok

Finansal sıkıntıya neden olmaz

Ara sıra savurganlıklar

Alışveriş Bağımlılığı
Satın alınan ürünlere genellikle ihtiyaç duyulmaz veya kullanılmaz

Kompulsif alışveriş davranışı

Birey için finansal sorunlar yaratır

Sürekli aşırı alışveriş

Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, para sorunları gelişebilir ve ilişkiler zarar görebilir, ancak alışveriş bağımlılığı olan kişiler (bazen “alışverişkolikler” olarak da adlandırılır) harcamalarını durduramadıklarını ve hatta kontrol edemediklerini hissederler.

Online alışveriş bağımlılığı bir tür internet bağımlılığıdır ve yüz yüze temas gerektirmediği için sosyal anksiyetesi olan kişiler bu türün gelişmesine karşı özellikle savunmasızdır. Diğer siber bağımlılıklar gibi, anonim hissettirir.

Kompulsif ve Dürtüsel Alışveriş
Ani satın alma, bir mağazada gördüğünüz bir şeye hemen sahip olma arzusuna tepki olarak o anda gerçekleşen plansız bir satın almadır. Ani satın alma, olumsuz duygulardan kaçmanın bir yolu olarak genellikle daha önceden planlanmış olan kompulsif satın almadan biraz farklıdır. Ancak yine de, alışveriş bağımlılığı olan kişiler her iki tür bağımlılık yaratan satın alma eylemini de gerçekleştirebilir.

Alışveriş Bağımlılığı Gerçek Bir Bağımlılık mı?

Uzun bir geçmişi olmasına rağmen alışveriş bağımlılığı tartışmalı bir konudur ve uzmanlar ile halk alışveriş bağımlılığının gerçek bir bağımlılık olup olmadığı konusunda hemfikir değildir.

Diğer davranışsal bağımlılıklarda olduğu gibi, bazı uzmanlar aşırı harcamanın bir bağımlılık olduğu fikrine karşı çıkmaktadır. Birçoğu, bir faaliyetin gerçek bir bağımlılık olabilmesi için fiziksel tolerans ve yoksunluk gibi semptomlar üreten psikoaktif bir madde olması gerektiğine inanmaktadır.

Profesyoneller arasında kompulsif alışverişin obsesif kompulsif bozukluk (OKB), dürtü kontrol bozukluğu (kleptomani veya kompulsif çalma gibi), duygudurum bozukluğu (depresyon gibi) veya davranışsal bağımlılık (kumar bozukluğu gibi) olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusunda da bazı anlaşmazlıklar vardır.

Alışveriş bağımlılığı, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5-TR) ayrı bir bozukluk olarak tanınmamaktadır.

Alışveriş Nasıl Diğer Bağımlılıklara Benzeyebilir?

Alışveriş bağımlılığının diğer bağımlılıklarla paylaştığı birkaç özellik vardır. Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi:

Aşırı alışveriş yapan kişiler harcama yapmakla meşgul olurlar ve bu faaliyete önemli ölçüde zaman ve para ayırırlar. Alışveriş bağımlılığı için gerçek harcama önemlidir; vitrin alışverişi bir bağımlılık oluşturmaz ve bağımlılık örüntüsü para harcama süreci tarafından yönlendirilir.

Alışveriş bağımlılığı yüksek oranda ritüelleştirilmiştir ve alışverişle ilgili düşüncelerden ve alışveriş gezileri planlamaktan oluşan tipik bir bağımlılık modelini takip eder.
Alışveriş genellikle zevkli, coşkulu ve olumsuz duyguları giderici olarak tanımlanır.
Alışverişten sonra, alışveriş yapan kişi hayal kırıklığı, suçluluk, pişmanlık, öfke veya utanç yaşar.

Kompulsif alışverişçiler alışverişi depresyon, anksiyete, can sıkıntısı ve öfke gibi olumsuz duygulardan ve özeleştirel düşüncelerden kaçmanın bir yolu olarak kullanırlar. Ne yazık ki bu kaçış kısa sürelidir.

Alışveriş Bağımlılığı ile Nasıl Başa Çıkılır?

Herhangi bir bağımlılığın üstesinden gelmek, günlük yaşamın stres ve sıkıntısıyla başa çıkmanın alternatif yollarını öğrenmeyi gerektirir. Bu bağımsız olarak yapılabilir, ancak insanlar genellikle danışmanlık veya terapiden yararlanır.

Bu arada, kompulsif harcamaların zararını azaltmak ve sorunlu davranışı kontrol altına almak için yapabileceğiniz çok şey vardır. Kendi harcama planınızı geliştirmek iyi bir ilk adım olabilir.

Yardımcı olabilecek atabileceğiniz diğer adımlar şunlardır:

Başka başa çıkma stratejileri geliştirin: Boş zamanlarınızın tadını çıkarmanın alternatif yollarını bulmak, alışverişi kendinizi daha iyi hissetmenin bir yolu olarak kullanma döngüsünü kırmak için çok önemlidir.
Başkalarından yardım alın: Ailenizde gıda ve ev eşyaları gibi temel ihtiyaçların alışverişi için sorumluluk alabilecek başka biri varsa, siz yardım ararken en azından geçici olarak sorumluluğu ona devretmek yardımcı olabilir.
Kredi ve nakit erişimini sınırlayın: Kredi kartlarından kurtulmak ve yanınızda sadece küçük bir miktar acil nakit bulundurmak iyi bir fikirdir, böylece düşünmeden satın alamazsınız.
Diğer kompulsif alışverişçilerle alışveriş yapmayın: Yalnızca takıntılı bir şekilde harcama yapmayan arkadaşlarınızla veya akrabalarınızla alışveriş yapmak da iyi bir fikirdir, çünkü bu kişiler harcamalarınızı kısıtlamanıza yardımcı olabilir.

Ne Zaman Yardım Alınmalı

Kompulsif alışveriş, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli tedavilere iyi yanıt veriyor gibi görünmektedir:

İlaçlar
Kişisel gelişim kitapları
Kendi kendine yardım grupları
Finansal danışmanlık
Bilişsel-davranışçı terapi (BDT)
“Alışverişkolik” kişilikte bulunan bazı kişilik özellikleri, bağımlılık tedavisinde başarının en iyi belirleyicisi olan terapötik bir ilişki geliştirme ve buna iyi yanıt verme becerisi açısından iyiye işarettir. Bununla birlikte, bazı ilaçlar umut vaat etse de, sonuçların karışık olduğu, bu nedenle tek veya güvenilir bir tedavi olarak düşünülmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Alışveriş bağımlılığınız olabileceğini düşünüyorsanız, olası tedavileri Antalya Ruhbilim Okulu‘na danışabilirsiniz. Dr. Murat Kemaloğlu, alışveriş sorununuzun çözümünde size yardımcı olabilir.

Psikoterapi
Psikoterapi, alışveriş bağımlılığınızın duygusal kökenlerini anlamanıza yardımcı olabilir. Ayrıca alışverişi başa çıkmak için kullanma eğiliminizin üstesinden gelmenin yollarını bulmanıza da yardımcı olabilir. Bunlar, bu kafa karıştırıcı durumdan kurtulmanın önemli yönleridir.

Aşırı alışverişiniz nedeniyle ilişkileriniz zarar görmüş olabilir. Psikolojik destek, davranışlarınız nedeniyle incinmiş olabilecek kişilerle aranızı düzeltmenize ve güveninizi yeniden kazanmanıza da yardımcı olabilir. Terapinin, diğer insanlarla para etrafında dönmeyen yollarla nasıl bağlantı kuracağınızı daha iyi anlamanıza yol açarak ilişkilerinizi derinleştirmeye yardımcı olduğunu da görebilirsiniz.

Finansal Danışmanlık

Alışveriş bağımlılığınızın ne kadar ciddi olduğuna bağlı olarak, özellikle kazandığınızdan daha fazlasını harcayarak borçlandıysanız, finansal danışmanlık almanın da yararlı olduğunu düşünebilirsiniz.

Kolay harcamaya erişiminizi kısıtlama seçeneklerini tartışmak, banka borçlarını ve banka masraflarını ödeme stratejilerini keşfetmek ve bağımlılığı körükleme eğiliminde olan nakde kolay erişimi kesintiye uğratmanın bir yolu olarak daha az erişilebilir tasarruf hesaplarına para yatırmak için bankanızdaki bir mali danışman veya danışmanla randevu alabilirsiniz.

Kategoriler
Blog Yazarak İyileşme Blog

Makyavel Huzursuzluğu

Machiavelli, 16. yüzyılda yaşamış Floransalı bir siyaset düşünürüydü ve hayatta fazla yol kat edemeyen iyi insanlar için güçlü tavsiyeleri vardı.

Düşünceleri temel ve rahatsız edici bir gözlem etrafında şekilleniyordu: “kötüler kazanmaya eğilimindedir”. Kötüler bunu becerebilirler çünkü iyilere karşı büyük bir avantajı ellerinde tutarlar; onlar, amaçlarını gerçekleştirmek için en karanlık maharet ve kurnazlıklarla hareket etmeyi kabul edebilmektedirler. Değişimin katı karşıtları olan “ilkeler” onlar için bir engel değildir. Düpedüz yalan söylemeye, gerçekleri çarpıtmaya, tehdit etmeye ya da şiddete başvurmaya hazırdırlar. Ayrıca baştan çıkarıcı bir şekilde aldatmayı, cezbetmeyi ve tatlı sözler kullanmayı; göz kamaştırmayı ve dikkat dağıtmayı da bilirler. Böylelikle de dünyada yönetim konusunda söz sahibi hale gelmeleri daha mümkün olur.

İyi bir insan olmanın temel şartlarından birinin iyi davranmak olduğunu varsayarız. İyi kişi yalnızca iyi amaçlara sahip olmakla kalmaz, kendini iyi araçlara da adar, öyle değil mi? Dolayısıyla daha sahici bir dünya isteniyorsa, insanları sahicilikle tartışarak kazanmak gerekir, tıklama tuzaklarıyla atılan manşetlerle değil. Eğer kişi daha adil bir dünya istiyorsa, adaletsizliğin temsilcilerini sağduyu ve adillikle adalete teslim etmeye çalışmalıdır, göz dağı vererek değil. Ve eğer insanların daha nazik olmasını bekliyorsa, rakiplerine karşı nezaketle yaptırım uygulamasını bilmelidir, acımasızlıkla değil.

Her ne kadar kulağa muhteşem geliyor olsa da Machiavelli tartışılmaz bir sorunu görmezden gelememiş. Bu yaklaşım gerçekte işe yaramıyor. Kendi ülkesi Floransa’nın ve daha genel olarak İtalyan devletlerinin tarihine baktığı zaman, iyi prenslerin, iyi devlet adamlarının ve iyi tüccarların her zaman çıkmaza girdiğini fark etmiş.

Bu nedenle bugün onu tanıdığımız kitabı, Prens’i -iyi niyetli ve nezaketinden atılgan olamayan prensler için kısa ve son derece orijinal bu kullanım kılavuzunu- yazmıştır. Kısacası cevap, kişinin istediği ölçüde nazik ve iyi niyetli olması ancak asla kibar davranmaya kendini aşırı derecede adamamasıdır: ve gerektiğinde alaycı, alçak, vicdansız ve iğrenç insanların kullandığı hileleri nasıl kullandıklarını bilebilmesidir.

Psikolojide karşılık bulmuş Makyavelcilik ise kendini bu tür hileleri karakteristik bir biçimde benimsemiş olan, empati seviyesi düşük, duygusal bağlılıklardan her fırsatta kaçınan, duyguları tanımlamakta zorlanan ve eylemlerinin sonuçları hakkında farkındalık sahibi olamayan bireyleri tanımlamak için kullanılmaktadır ve Machiavelli’nin düşüncelerinden farkındalık edinmekse Makyavelcilikten, yani bu tür hilebazlıkları yöntem bellemekten tümüyle başka bir şeydir.

Machiavelli, iyi davranma konusundaki mantık dışı takıntımızın nereden kaynaklandığını biliyordu: Batılılar, insanlara her zaman iyi davranmış ve sonunda kralların kralı olarak kabul görmüş Nazaretli İsa’nın Hıristiyan hikayesiyle büyümüşlerdi. Biz Anadolu ve Avrasyalılar içinse durum değişmiyordu, komşularından ve köyünden ızdırap çektirilip sürülmüş, varlıklarından ve prestijinden soyutlanmış, üstüne üstlük hakaret ve iftiraların merkez noktasına dönüşmüş Hz. Muhammed’in hikayeleri bilinçaltımızda en çok yer edenler arasındadır.

Ancak Machiavelli, iyiliğin uysallık vasıtasıyla galip geldiği bu duygusal hikayelerdeki elverişsiz bir ayrıntıya dikkat çekmiştir. Pratik açıdan bakıldığında, Hz. Muhammed’in ve Hz. İsa’nın hayatı tam bir felaketti. Bu nazik karakterler ayaklar altına alındı, aşağılandı, hiçe sayıldı ve alay edildi. Özellikle İsa, yaşadığı dönemde ve herhangi bir ilahi yardımın dışında değerlendirildiğinde, tarihin en büyük kaybedenlerinden biriydi.

Machiavelli ise etkili olmanın sırrının bu hikayelerin katı ahlaki izlerini geride bırakmakta yattığını söyler. “Prens” genellikle sanıldığı gibi bir tiran olma rehberi değildir; iyi insanların tiranlardan ne öğrenmesi gerektiğine dair bir rehberdir. Sadece iyi değil, nasıl etkili olunacağına dair bir kitaptır ve saf olanın iktidarsızlığının örnekleriyle doludur.

Takdire layık bir prens – ve bugün buna CEO, siyasi aktör veya düşünürleri de ekleyebiliriz – her türlü dersi etrafındaki en kurnaz, en sinsi yöneticilerlerden öğrenen kişidir. Korkutmayı ve sindirmeyi, kandırmayı ve zorbalığı, tuzağa düşürmeyi ve aldatmayı bilmelidir. İyi bir politikacının propaganda uzmanından, ciddi bir girişimcinin ise üçkağıtçıdan bir şeyler kapması gereklidir.

Hepimiz nihayetinde başardıklarımızın toplamıyız, niyet ettiklerimizin değil. Machiavelli’ye göre eğer bilgeliği, nezaketi, ciddiyeti ve erdemi önemsiyor ama bilgelik, nezaket, ciddiyet ve erdemin sınırları içinde kalakalıyorsak başarılar elde edemeyiz.

Beklenmedik bir kaynaktan ders çıkarmaya ihtiyacımız var: mizaç olarak en çok hor gördüklerimizden. Sonuç olarak, sadece iyi niyetli olmaktan ziyade etkili olmayı önemsemeliyiz. İyi hayaller kurmak yeterli değildir: gerçek ölçü neyi başardığımızdır. Önemli olan iyi niyetlerin ve sıcak bir kalbin güvenli rahatlığında ikamet etmek değil, ülkemizi ve dünyayı daha iyi ve adil olana doğru değiştirmek için yol yürümektir.

Machiavelli tüm bunları biliyordu. Fakat başarısız bir siyasetçi olarak öldü çünkü kibar yöneticilerin çektiklerini kendi de çekmekteydi. Mirası “Prens” ise bizleri huzursuz ediyor; çünkü bizi en çok kendimize hizmet ettiğimiz noktada sorguluyor. Kendimize, biraz fazla saf, iyi ve nazik olduğumuz için istediğimiz mevkilere ulaşamadığımızı söyleme eğilimimizi fark etmenin önemini, ve potansiyel hilekarların hayata bizden farklı olan yaklaşımlarını gösteriyor.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız, Ruhbilim Okulu kurucumuz Dr. Murat Kemaloğlu’nun Psikoterapide Yarım Asır kitabından da payınıza düşeni almanızı tavsiye ediyorum. Ciltli versiyonunu daha uyguna edinmek için linke tıklayabilirsiniz.

Satın almak için: https://www.nadirkitap.com/psikoterapide-yarim-asir-dr-murat-kemaloglu-kitap25001597.html

Ya da şuradan:

https://www.hepsiburada.com/psikoterapide-yarim-asir-murat-kemaloglu-pm-HBC00000UU491

Kategoriler
Blog Yazarak İyileşme Blog

Makyavelist Kişilik Özellikleri

Makyavelist bir kişiliğe sahip olan biri, hedeflerine ulaşmak için başkalarını acımasızca aldatıp manipüle edebilir.

İnsanlara sadece istediklerini elde etmelerine yardımcı olabilecek nesneler olarak davranabilir ve artık işlerine yaramadıklarında onları bir kenara atabilir.

Peki nedir Makyavelizm? Makyavelizm kavramı ilk kez Rönesans döneminde İtalyan diplomat ve siyasi stratejist Niccolò Machiavelli tarafından formüle edilmiştir.

Machiavelli, “Prens” adlı kitabında, güç ve ihtişam arayışında acımasız olan yöneticilerin hayatta kalma, başarılı olma ve soylarını gelecek nesillere aktarma olasılıklarının dürüst ya da ahlaklı olanlara göre daha yüksek olduğunu öne sürer.

Zaman içerisinde Makyavelizm, bir kişinin ilerlemek için her şeyi yapabileceği, sonucun araçları haklı çıkardığına inandığı davranışları tanımlamak için kullanılan bir kavram haline geldi.

Makyavelist kişiliğe sahip biri aşağıdaki özellikleri sergileyebilir: Yalnızca kendi hedeflerine ve çıkarlarına odaklanmak.

Başarı, güç, para ve şöhreti her şeyin üstünde tutmak.

Kendi çıkarları için başkalarını manipüle etmek veya sömürmek.

Başkalarını kandırmaktan veya yalan söylemekten çekinmemek.

Çekici olmak ve dalkavukluğu kendi çıkarları için kullanmak. Sonucun araçları haklı çıkardığına inanmak.

İnsan doğasını küçümseyen bir bakış açısına sahip olmak.

Her şeye karşı olumsuz bir tutum içinde olmak.

Kendilerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanmak.

Başkalarıyla empati kuramamak.

Diğer insanlara güvenmekte zorluk çekmek.

Kendi duygularından kopuk olmak.

Duygularını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanmak.

Sosyal etkileşimlerde mesafeli durmak ve gerçek sıcaklıktan yoksun olmak.

Başkalarıyla duygusal bağlar kurmaktan kaçınmak.

İnsanları ve sosyal durumları okuyabilmek ve bu içgörüyü kendi yararlarına kullanabilmek.

Her yaştan insan Makyavelist bir kişiliğe sahip olabilirken, araştırmalar Makyavelist kişilik özelliklerinin erkeklerde kadınlardan daha yaygın olduğunu göstermektedir.

Kategoriler
Blog Yazarak İyileşme Blog

Akşamların Rindi – Göksu Tufan

Kurmacalarına kapadım gözlerimi
Görünenin ötesinde
Gözüm gerçeğe cesur.
Sahteye korkak

Gözünün bebeği uyumsuz
Karanlıkta ağlıyor
Görüyor musun

Uyuyor musun sahi
Günümüzü görelim
Dinlemeyip
Gün görelim
Sabahlara sen gibi uyanmak istemiyorum
uykundan uyanıyorum
Dönülür akşamlar gördüm
Ufkumda
homurdan dur uykunda
Gruba karşı sevgiyle baktık
Kuzey – güney yamacı aştık
Ayrı ayrı
Amaçları aştık
Tepeye vardık

Döndüğün akşamların
Evinde
Ufkum dar
Uykum var
Uysam har
Gözünün bebeği uyumsuz karanlığına
Yaktım  mum
Sustum mum
Dokundu eriyiklere parmakların
Yapışmış yerlere kalkmıyor
Kurudu, bastılar, kırdılar
Yok mudur sıcak suyun
Kazınmaz
Fitilden kalanla
Yalvardım tanrıya
Ateşi için
Yanacak ne varsa kimyamda
Yaktım, söndüm
Buz..
Kestim
geçtim
Gençtim

geç dediğin vakitlerden geç geldim eve
Deli laleler açtı bahçemizde
beyaz, mor, pembe
Bebek gelinciklerin karnını deştim
Açmadan parçaladım onları
Süt pembesi renkleri
Kaplumbağa çiçeklerinin içinde
Suçlu bebek gelincikler
Terbiyecim terbiyesiz
Suçumu vurdu sevgisiz bakış ellerinde
Geçmiş vakitten gelen misafiri öptü
Geç dediği vakitten çok geç gelen misafiri öldü
Döndüğün akşamların evinde.

Kategoriler
Yazarak İyileşme Blog

Cinlerle Yüzleşmek – Dr. Murat Kemaloğlu

Yıl 1981.

Buğulu buğday çiğsiz iklimin,

beyinlere göçmüş bulutları mevsimin,

her ev bir ambülans sirensiz,

birkaç raşitik çocuğu taşımak için

şarkısını mırıldandığım yer Drakula filmlerindeki sisli Balkan manzaralarını andıran, askerlerin ve Romanların yaşadığı yörede kaldığım Abdülhamid zamanında yapılmış kasvetli orduevi. 2 Numaralı Topçu Taburu’nun Tabip Asteğmeni’yim. Yunanistan’la savaş tehlikesi var. Gece tatbikatlarına ABD’den hibe edilmiş İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma ambülansa akrep ve yılan serumlarımı alarak katılıyorum. Tugay’daki erler Doğu ve Güneydoğu kökenli. Bazıları okulsuz dağ köylerinden gelmiş. Kürtçe yasak. Kimi erlerin muayene ve tedavilerini yapabilmek için Kürtçe öğreniyorum. “Êşa te çiye?”, “Navê te çiye?”, “Tu çawayi?”, “Êşa te çi deme dest pêkir?” vb. Sıkı bir disiplin ve hipnotik bir boyun eğme ortamı var. Öyle ki, beni yüzlerce metre öteden fark eden bir er duruşunu değiştirip hazır ola geçiyor. Generaller için yapılan tatbikat sırasında elinden silahını düşüren bir er, “sen daha silahını taşıyamıyorsun, düşmana karşı nasıl savaşacaksın,” diye azarlanarak katıksız hapis cezasına çarptırılıyor ve benden bunu onaylamam bekleniyor.

İlk karşılaştığım hasta, çürüğe çıkma ümidiyle tüfeğini parmağına dayayıp ampüte etmiş bir erdi. Mendilin içinde getirilen parmağına bakarken bakışları ateş saçıyordu. Yüzündeki korkunç anlatım, kopuk parmağın yarattığı dehşetten daha ürkütücüydü.

Sonra gelen hasta ise tam tersi bir yüzle karşıma çıkarıldı. Tek patolojik muayene bulgusu yüzündeki güzel kayıtsızlık (La Bella İndiferencia) ifadesiydi. Bacaklarına aniden felç inmiş ere konversiyon histerisi tanısını koymam zor olmadı. Vatani görevini yapsın diye on yıl önce askere alınmış. Sürekli firar edip yakalanıyor, sil baştan askerlik yapmak zorunda kalıyormuş. Teskeresini almasına birkaç hafta kala yeniden firar etme arzusunun ve hayallerinin hücumuna uğramış. Kaçarsa yakalanıp tekrar sıfırdan başlayacak. Firar etme arzusuna karşı müthiş bir direnç geliştiriyor. Aynı anda yaşadığı arzu ve direnç arasında çarmıha gerilmiş gibi hissediyor. Bilinçdışı bir düzenek bacaklarını felç edince firar olasılığı ortadan kalkıyor, böylece yaşadığı şiddetli anksiyeteyi hissetmez oluyor. Derin ıstırap bittiği için de felçli bacaklarına güzel kayıtsızlık dediğimiz mutlu bir yüz ifadesiyle bakıyor.

Talim sırasında aniden kendini yerlere atıp çırpınmaya başlayan, avaz avaz bağıran ve korkunç acılar çekerek kıvranan bir er arkadaşları tarafından telaş ve korkuyla revire getirildi. Korku ve acı içindeki bu er, kendisine cinlerin saldırdığını ve sopalarla dövdüğünü söylüyordu. Anksiyete bu kez disosiyatif histeri olarak karşıma çıkmıştı. Bu disosyasyon kısa süre içinde bir salgına dönüştü, “cin çarpma epidemisi” ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Askerler, “imam çağıralım, yoksa cinler hepimize musallat olacaklar” diyorlardı. Komutan beni yanına çağırıp “doktor, ‘imama gerek yok, ben bu sorunu çözerim,’ demişsin. Ya cinler gerçekten varsa?” diye beni uyardı.

Bir erin anksiyetesi manik eksitasyona dönüştü. Bu er eline sopa alıp küfür ve hakaretler yağdırarak kahkahalarla tabur komutanına saldırdı. Erin kendisi adeta bir cine dönüşmüştü. Askeri hastane bu eri kabul etti. Teke tek ve tüm askerlerle yaptığım uzun görüşmelerde erlerden bir tanesinin anksiyetesinin histerik değil şizofrenik olduğunu fark ettim. Şizofreni ön tanısıyla üç kez ambülansla askeri hastaneye sevk ettiğim er temaruz zannedilerek üçünde de tabura geri gönderildi. Bir gece, nöbetinde tüfeğinin namlusunu göğsüne dayayarak tetiği çekti. Aortu paramparça olmuştu. O günden sonra cinler bir daha görülmedi. Kurbanlarını da alıp gitmişlerdi.

Transformasyon süreci kurbansız yaşanabilir mi…?

İmam Şibli Ortaçağ’da yazdığı Cinlerin Esrarı adlı kitabında Yunan tanrılarının aslında birer cin olduğunu, Allah’ın tekliğini/birliğini göremesinler diye insanları kandırıp kendilerine tanrı diye tapındırdıklarını söyler. Acaba insanlar Allah’ın birliği kavramını algılamakta zorlandıkları için ölümsüz ilahi görevlileri cin diye adlandırmak zorunda kalmış olamazlar mı? Ya da askerler arasındaki “cin çarpma epidemisi” Yunanistan’a karşı savaş hazırlıklarının yapıldığı, derin bir nefret ve düşmanlığın beslendiği bu zaman diliminde, Yunan tanrılarının bir gazabı olamaz mı? Bazı Müslümanlar bu yazıyı okurken zaman zaman “haşa” diyerek ve cin kelimesini de “üç harfli” olarak okuyarak kendilerini anksiyeteden koruyabilirler.

Bir dönemin bitmesi ve bilinmeyenlerle dolu yeni bir dönemin başlamasında yaşanacak anksiyeteyi yatıştırmak için bütün kültürler törenler düzenler. Doğum, sünnet (inisiyasyon töreni), diploma, evlenme ve cenaze törenleri geçiş döneminin anksiyetesini yatıştırmak için yapılır. Her törenin kendine özgü, müziği, dansı , giysileri ve simgeleri vardır. Eskiden gelinlik erkek tarafının yaptığı düğünde bir kez giyilirdi. Şimdilerde kız tarafı da ayrı bir düğün yapıyor ve gelinlik bir hafta arayla iki kez giyiliyor. Boşanmaların yaygınlaşması evlenirken yaşanan anksiyeteyi arttırmış olmalı.

1984-89 Zürih yıllarımda konversiyon histerisiyle bir koluna felç inmiş ve İsviçre psikiyatrisi tarafından tedavi edilemediği için kol kasları atrofiye olmuş Anadolu köylüsü bir hanım hastam olmuştu. Türkiye’de olsa bu hanım faradi yardımıyla kolayca tedavi edilebilirdi. Konversiyon histerisi ve faradi aleti İsviçre’de tarihe karışmıştı. Faradi aletine sadece psikiyatri müzelerinde rastlanıyordu. Anksiyete narsisizm, borderline, uyuşturucu-alkol bağımlılığı gibi farklı haller ortaya çıkartıyordu. Psikiyatri ve psikoterapinin Mekke’si denilen Zürih, dünyanın en yüksek intihar oranına sahipti. Çare olarak İsviçre 90’lı yıllarda psikiyatri ihtisas süresini yedi seneye çıkardı. Zürih yıllarındaki bir başka hastanın anksiyetesi epistaksis (burun kanamaları) olarak ifade bulmuştu. Bu İç Anadolu köylüsü, ergenlik yıllarında eşeklerle yaşadıkları orjiye karşı derin özlem içerisindeydi.

Bugün Türkiye’de psikiyatri polikliniğinde çalışan bir psikiyatrist günde 20 ile 80 arasındaki hastaya bakıyor. Bu hastaların hemen tümü ilk gelişlerinde anksiyetelidir. Anksiyetenin niceliği, niteliği, süresi ve ortaya çıkarabileceği sonuçlar değişkendir. Hekimin hastaya vereceği ilacın yanında Lokman Hekim’in tavsiyelerini de reçete etmesinde yarar görüyorum. Tıp Tanrısı Asklepios’un avatarı olan ve Kuran’da bir peygamber olduğu belirtilen Lokman Hekim’in oğluna verdiği tavsiyeler anksiyeteli hastalara iyi gelebilir:

Ey oğul; Kerîm kişiye ihanet etme, akıllı kimseyi hicvetme, ahmak kimseye mizah (şaka) yapma, cahille arkadaş olma, dostun da olsa düşmanın da olsa kötü ahlâklı kimsenin şerrinden asla emin olma.

Hayırlı amelin tamam olması onda acele etmekledir.

İnsanda üç şey güzeldir: Geçimli olmak, kardeşlerinin sıkıntılarına tahammüllü olmak, arkadaşlarını usandırmamak.

Öfkenin önü delilik, sonu da pişmanlıktır.

Rüşte ermek, akıllı olmak üç şeyledir: Nasihat verenle istişare, düşmanı ve hasetçiyi idare edebilmek, herkes ile dost olabilmek.

Ey oğul, görür gibi bilmediğine inanan, güvenilmez kimseye itimat eden, ulaşamayacağı şeyi arzu eden kimse aldanmıştır.

Hasetten uzak dur. Çünkü dinini mahveder, seni zayıflatır, akıbeti her türlü pişmanlıktır.

Bir idarecinin hizmetinde bulunduğun zaman ona kimsenin lafını taşıma. Bu, ancak sana olan nefretini artırır. Sen böyle yaptığında elbet başkası da senin aleyhinde söz taşır. O vakit de sana emniyeti kalmaz. Sana emniyet ettiğinde de asla ihanet etme. Sana ondan az da olsa bir menfaat ulaştığında onu kabul edip çok yerine tut. Konuşurken sözünü kısa tut. Meclislerde sırlarını sakla.

Ey oğul, sana yakın ve uzak olan herkese halim ol; yumuşak davran.

İyi ve fena kimseler yanında cehaletini sakla.

Akrabana sıla-i rahimde bulun.

Din kardeşlerin, yanlarından ayrıldığında ne sen onları, ne de onlar seni kötüleyen

kimseler olmasın..

…………………………..

Kapadokya’da Ihlara Vadisi’nde bir kilisede İsa’nın çarmıha gerildikten sonra göğe yükselmeden önceki ayak izinin kalıbı sergilenmektedir. Çıplak ayağınızı bu ayak izine koyun, bakalım neler hissedeceksiniz.

Kategoriler
Yazarak İyileşme Blog

Çekiç Medya Roza’nın Parodisini Sunar – Gül Çınar

Gülmeyenin anası ağlasın, annesi ölmüşse ve hiç birlikte hiç gülmedilerse ; anacığım sagliğinda gülemedim diye mezarına gidip ahlanıp vahlansın …

Çekiç medya da gülmek garantilidir ve küfürle gülmek bu hayat pahalılığında bu akşam iki kilo pirzola yemiş gibi karın kaslarınıza masaj yapsın ..

Benim küfürle tanışmam merak etmediğiniz üzere Arnavut olan coçukluk arkadaşım Gülşah la başladı.Onların bahçesinde ağaçların içinde oynarken benim yabancı dillere karşı sevgimi öğrenen Gülsah sana Arvavutça öğreticem, bak bu kelime buke ekmek, gomar essek , uji su gibi, nona anne, diye bir de none (anan) fiksimit të ndeshjev .nona tasivşa ögretti .Bir de ne kadar çok tekrarlarsam ögreneceğimide ifade eden arkadaşımın öğrettiği Arnavutça küfürleri kimse bilmeden neşeyle savurdum sağa sola …Ne de olsa Arnavutça İşkodra nın başkim diliydi .Bahçede birgün oynarken Arnavut olan ananesi Nonomit ; beni durdurdu.

Nonomit ; Ne öğretti bu Gülşah sana ? küfür öğretmiş, none (anan) fiksimit të ndeshjev sakın kııızım, sakın bir daha duymayayım ikinizin ağzından böyle küfürler deyince müthiş afallamıştım.Gülşahsa bir kenarda benim surat ifademe kıkır kıkır gülüyordu , ben de o gün anlamını bilmediğim kelimeleri ve söz öbeklerini bir daha asla kullanmamayı öğrendim… Sonra beni Nonamit ananeme de şikayet etti ,ananemde anneme söyledi.

O kavurucu ağustos ayında annem küfürün ilacı karabiberdir diyerek ağzına bir güzel karabiber doldururum senin diye beni tehdit edince ; anladım ki hesabını veremeyeceğin, anlamını bilmediğin kelimeleri kullanırsan kısaca insan kelimeleri özenle kullanmazsa bedelini neyle ödeyeceğini de bilemez…

Sonra ortaokul sıralarında küfürcü Hikmet cıktı ortaya, İngilizce dersinde ıngilizcedeki artiıckle ları kullanarak küfürler türetmeye başladı .the, can ,me, but ,the .Bunları tahtaya arka arkaya yazıp kız arakadaşlarımızı tahtaya iterek ikide bir Türkçesini oku, Türkçesini oku. the can me but the . diken mi battı ? diye diye gülüşüyorduk.Bir de Hikmet tahtaya Almanca bir seyler yazıyordu “ herr heusen die beinder ”türkçede tamamı: “her havuzun dibi aynıdır, inanmazsan in de bak!” gibi cumlelerle birlikte sonuna küfürlerde ekleyerek baya eğlenmiştik doksandörtlerde …Lisede de altına ten rengi üstüne siyah çorap giyen mini etekli çift çoraplı kızlara delikli İsveç kaşarı diye başlayan küfürler savruldu havaya .O dönemde gidip uzun sırma saçlarımı erkek gibi kestirip eteğimi de uzun giydim asla da iki ince çorap üst üste giymedim .Pilav gününde bu yüzden tanıyamadılar beni… Üniversitede herkes son derece birbirine saygılıydı ama çan eğrisi yüzünden hocalara küfür etmek çok modaydı. Arkasından küfür edilen hoca bilirdik ki en sıkı çan eğrisini kullanan hocaydı.

Yüksek matematikte en sevdiğim konu integral ve türevdi .Sınav sonuçlarını astırmak için matematik öğretmeni beni odasına ilk çağırdığında kan ter içinde beklerken kapı önünde Eyvah dedim küfürleri duydu , sınıf sözcüsü ben olduğum için acısını benden çıkartacak diye 95 aldığıma bile sevinemedim çan eğrisini etkilediğim için sıfırı alan sınıf arkadaşlarımdan biri ben listeyi asarken , çalışma bu kadar inek orospu diye bana da küfür etmez mi ??

….

Bunları kaleme alırken telefon çaldı .Arayan köyden Zehra ablaydı …

Zehra ”Dölü (deli) appam (ablam) nasılsın ,uşak devşek (çoluk çocuk nasıl ? iyi misin, pandomiyle (pandemiyle) aran nasıl ?

Roza :” Zehra abla nasıl olalım ,Pandemide çoluk çocuk gıdım gıdım (azar azar) deliriyoruz evin içinde .Siz nasılsınız?

Zehra: Biliyoosun işte Bozkurttan Abana ya taşındık.Derenin yanında şıkır şıkır ev aldık deyelekten ne gözel derken ,gocca gocca tomruklar yetti bizim binayı göçümeye ,AAAAllah belasını versin o Orman müdürünün Göbel , m(b)ok vardı sanki onca tomruğu derenin basağina doldumuş gitmiş ,kimi dedi hes patladı ,kimi dedi köprü bozuk,kimi dedi dere yatağı ,ne bilelim biz derenin yatağımudur yorganımudu ??? ev aldık diye sevinüp hava atıyoken bunlar başımıza geldi işte sel katıp gitti her şeyimizi önüne canımızı zor kurtardık biliyooosun işte …. O orman müdürü varya ah orman müdürün anasını boğaz köprüsünde Abdulhamıt ın pandosu sevsün ,hem Asya seyretsin hem de Avrupa seyretsin. Ahhh kızım ahhh buncaaa sene körü d(s)iksen gözü açıludu bizimkilerin gözzüü açılmeyaaa açılmeya hiç açılmaya işte gözü kör milletin fiyatlarıda görmeyalar …

Hem gız seni sahilde bu yaz yazı yazarken görmüşler sen Abana sahildede Nadar köyü kızı Azımeyle hep kitap okuyodun, Bak AAAzıme ye kitabı tersten tutaa tutaaa, kitabı tersten okuyaa okuyaa Serdar la işi pişidü gitti. Emirgan da müstakil villada oturuyormuş.Sen apartman tepesinde oturuyodun değil mi ?

Roza: Evet , Zehra abla apartman dairesinde en üst katta oturuyorum …

Zehra: Neee oooo öyle !!!!!! Baktım instagrama Ayşe nin dediği yere , ak saçlı bilge müdü nedü otudum izledim ne gözel anlatıyo , izledim gız …Kimi kiydi bak şimdi unuttum

Roza : Harika bir psikiyatrist Murat Kemaloğlu Zehra Abla ,

Zehra : Ananı aradım geçen hafta , öte alem okuluna yazdumuşlar seni, oyle dedi bağa (bana) ,yazarak iyi olacak kızım dedi …

Neee oooo öyle !!!!!! Baktım instagrama Ayşe nin dediği yere , ak saçlı bilge müdü nedü otudum izledim ne gözel anlatıyo, izledim gız …Kimi kiydi bak şimdi unuttum adını ?

Zehra :İyi de Gızım , sen iki cocuklan otusana otuduğun yere , oturağı götüne goy, otu otudugun yerde , yat aşşağa , bırak elinden telefonu ,korsan programla kocayı takip etmeyide bırak ne mok yerse yesin , dölülük (delilik ) alametleri bunlar. Aslında vaaryaa Serdar ın gözü sendeydi , dedim saaaana bu mimar bozuntusu seni hasta eder diye . Köye kadar indi haber hasta olmuşun o narsistin yüzünden.. Sen bana bakma emme başa gelen çekilü .(çekilir) .Sen gendüne iiyi baak .

Roza: Sağol Zehra abla ,sen beni iki günde bir ara olur mu ?

Kategoriler
Yazarak İyileşme Blog

Hayat Yolu – Mine Kar Özbek

Zor geldim, ben bu yolları zor geldim.
Yokuşum hep dikti.
Yorulduğumda küfretmemek için bahaneler buldum kendime.
Yaşamak dedim, umut dedim, hayal dedim gökyüzüne bakarak.
Yokuşa çıkarken fren tutmayan arabanın geri geri kaçması gibiydi.
Ait olamadım hiçbir hayale.
Tutunamadım o çok sevdiğim gençliğime.
Kederli bir şarkı gibiydi yolun sonu.
Mutlulukla hep kavgalıydık.
Değer miydi? bilemedim.
Bir gün gözlerimi açtığımda hayalim yanı başımdaydı.
Heyecandan tutamadım göz yaşlarımı
Kaybederim korkusuyla daha sıkı sarıldım.
Sarıldıkça korktum.
Korktukça kaybettim.
Kimsesiz kalmış gibi kalana kadar.
Yok sayıldım, fark edilmedim, beklenmeyen bir misafir gibiydim.
Örselendi ruhum.
Yoruldu kalbim.
Vazgeçmedim…
İnanmak dedim, başarı dedim, sarıldım kendime.
Sevmek dedim, sevilmek dedim, sarıldım öğrencilerime
Gitmek dedim, kalmak dedim, başardım sonunda…
Gülmek dedim, ağlamak dedim, koptum dalımdan
Öğrendim dedim, öğrettim dedim, buluştuk sonunda.
Aradığım mutlulukla…

Mine Kar Özbek

(24.11.2021)

Kategoriler
Yazarak İyileşme Blog

Tekinsiz – Ahmet Sırrı Yücel

Küfrettim. Ana avrat küfrettim. Özellikle, farkında, bilerek gidebildiğim kadar ileri gittim. Bütün nefretimi, bütün nefretimi, bütün nefretimi kusmaya çalıştım. Kusamadım. Olmadı. Bağırsam belki olurdu, yazı ile olmadı.

Küfrederken (sahte küfür) duraksadığım oldu. Korktum sanırım. Başkalarının görmesinden korktum. Selin’in görmesinden korktum. Beni bırakmaya bir türlü tenezzül edemeyen baş ağrım daha da kuvvetlendi (kuvvetlenmese şaşarım zaten orospu çocuğu).

Utanmamam gerekiyor, bilerek yaptım ben bunu. Neden bu kadar rahatsız edici, niye tahammül olmuyor, edilmiyor bir türlü.

Çok güvensiz her taraf. Tekinsiz. Küfrettiğim için mi oldu, ne bu böyle. Çok ters. Çok ters gidiyor her şey. Dayanamıyorum. Dayanamıyorum. Dışarı çıktım. Bu kafede bir şey var herhalde. Dayanmakla uğraşmayı kestim. Lanet kafeden defoldum gittim.

Sahile doğru yürüsem düzelir herhalde dedim. Yürüdüm (ne yapayım?). Bir şeyin düzeldiği olmadı. Düzelir çocuksu inanışıyla biraz daha dönüp dolandıktan sonra hiçbir şeyden hiçbir bok olmayacağını sonunda kabullenip (kabullenir gözüküp) evime doğru yürümeye başladım. Geçmiyor. Kurtulamıyorum. Olmuyor.

Selin aradı. Biraz muhabbet etti, öylesine aramış.

– Sesin durgun geliyor, dedi
– Tekinsiz dedim, tekinsiz geliyor. – Ne geliyor, dedi.
– Bilmiyorum, dedim.

Anlattım durumu. Pazar günü dedim, kütüphaneler kapalı. Evde de ders çalışamıyorum, olmuyor. (Yalnız kalıyorum, güvenli değil.) Ders çalışmam, kitabımı okumam lazım, bulmuşum sessiz saki bir kafe, oturmuşum güzel güzel, dedim. Bir türlü ilerleyemiyorum zaten, bir adım ileri gidemedim, bir halledemedim şu dersleri. Tatil bitiyor daha başlardayım, hiçbir şey yetişmiyor. Kafede duran, ara sıra konuşan güruh sesini arttırmaya başladı. Bağıra çağıra konuşuyorlar. Okuduğumu bir türlü anlayamadım. Tekrar tekrar okumaya çalışıyorum, olmuyor. Yarım saat böyle geçti. Kafayı yedim. Aktaramadığım (Aktarmam zaten, nerede görülmüş aktardığım) nefreti, yazmaya karar verdim, dedim. Şimdi de kötüyüm, dedim.

Tabi, merak etti ne yazdığımı. Ben de, sanki kendime başkalarının tahakkümünden kurtulmuş olduğumu kanıtlamaya çalışırcasına olur dedim. Unutmuştum ne yazdığımı, tam hatırlamıyordum ama iş gösterme aşamasına gelince, çok utandım. Çok utandım. Saçma sapan hareketler yapmaya başladım. Fakat en son, gösterdim ona. Benimle bütün ilişkisini kesmesinden korktum sanırım. Tekrardan yarıda bırakılmış olmaktan. Gerçekten, tekrardan yarıda bırakılmış olmaktan mı? Değil. Tekrardan yapayalnız olmaktan. Orada boğulmaktan.

Kategoriler
Psikoterapi Araştırma İnceleme Yazarak İyileşme Blog

Ne Seninle Ne De Sensiz: Düşmanımı Seviyorum – Şehmus Ay

Literatürde “Düşmanca bağımlılık” olarak da geçer: Hostile dependency. İlk kez 1966 yılında Knight Aldrich tarafından tanımlanmıştır. Düşmanca bağımlılık ya da düşman bağımlı bir ilişki, taraflardan birinin veya iki tarafın düzenli olarak birbirine karşı düşmanca veya saldırgan davranışlarda bulunduğu bir ilişkidir. Ancak, her iki taraf da birinin diğerine olan bağımlılığı veya karşılıklı bağımlılığı nedeniyle ilişkiyi sürdürür. Hem saldırganlığın hem de karşılıklı bağımlılığın bu dinamiği, bir ilişkide düşmanca bağımlılığa yol açar.

Ergenlerde sıklıkla görülen bu ilişki yetişkinlerde de evliliklerde, işveren çalışan ilişkilerinde de görülmektedir.

Literatürde Düşman Bağımlı ilişki biçimi yaygın görülen 10 kişilik bozukluğu türünden biri olarak kabul edilmektedir.

DİB’li insanlar, başkalarının kendileriyle ilgilenmesi için ezici bir ihtiyaç duyarlar. Çoğu zaman, DİB’i olan bir kişi, duygusal veya fiziksel ihtiyaçları için kendilerine yakın olan insanlara güvenir. Düşmanca bağımlı bir kişi, problem çözme ve hatta fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılama konusunda kendisinden ziyade başkalarına güvenir. Hayatlarının sorumluluğunu alamazlar ve bir istikrarlı bir şekilde sürdüremedikleri için çevrelerindeki insanları suçlarlar. Sevdiklerine karşı davranışları saldırgan, rahatsız edici hatta tacize varan sertlikte olabilir ve bu insanlar genellikle hayal kırıklıklarının acısını sevdiklerinden çıkartırlar.

İstatistikler, yetişkinlerin kabaca %10’unun literatürde bilinen bir kişilik bozukluğuna sahip olduğunu göstermektedir. Yetişkinlerin %1’inden azı da DİB kriterlerini karşılayan kişilik özelliğine sahip olmaktadır. Kadınların erkeklerden daha fazla DİB özelliklerine sahip olma eğiliminde olduğu bildirilmektedir.

Düşman Bağımlı kişilik bozukluğu olan birinin aşağıdakilere benzer çeşitli semptomları olabilmektedir:

  • Kişisel sorumluluktan kaçınma.
  • Yalnız olmanın zorluğu.
  • İlişkiler sona erdiğinde terk edilme korkusu ve çaresizlik duygusu.
  • Eleştiriye aşırı duyarlılık.
  • Karamsarlık ve özgüven eksikliği.
  • Günlük kararlar vermede sorun.

Not: Bu sorunun tedavisi için Antalya Ruhbilim okulu‘na başvurabilirsiniz.

İnstagram: drmuratkemaloglu

Kategoriler
Yazarak İyileşme Blog

Ömer Hayyam Alkolik miydi? – Şehmus Ay

“Şarap sen benim günüm güneşimsin

Öyle bir dolsun ki seninle içim

Bir bildik görünce beni sokakta

Ne o şarap, nereye böyle desin.”

Ömer Hayyam, özellikle 19. yüzyılda Oryantalistlerin yeniden keşfederek bütün dünyaya kazandırdığı bir karakter haline gelmiştir. Şiirlerindeki engin ironi ve eleştirel ton, kadim zamanlardan günümüze gelen birer hazine gibi. Özellikle ayyaşlığa ve dinsizliğe övgü dolu şiirlerini kolay okunan Rubai formunda yazması, Batılı okur için çok makbul bir ozana dönüşmesine yol açmıştır. Cebir, geometri, astronomi, fizik ve tıpla ilgili çalışmaları da olan bir bilim insanı olmasına rağmen, rubaileriyle bilinmektedir. Kutsal olanla dalga geçer gibi üslubu ve şaraba yaptığı övgüler, Ömer Hayyam’ın protest bir figür gibi algılanmasına da sebep olmaktadır. Yüzeysel okumalarda onun insanları alkol kullanımına teşvik ettiği yanılsaması bile oluşmaktadır.

Peki gerçekte Hayyam bir alkolik miydi? Onca derin şiirinde şarap tam olarak neye karşılık gelmektedir?

Epikürcü filozofların hazcılığına yakın bir felsefi tutum içinde olan Hayyam, hayatın geçiciliği, ilahi boyut ile insan var oluşu arasındaki çelişki ve çatışmalar, durdurulamaz ve herkesi ezip geçen zaman ve ölüm, toplumsal düzenin saçmalıkları ve devlet sistemlerinin irrasyonel tutumlarını şiirlerinde işlemiştir. Bununla birlikte dinlerin insanların gündelik hayatlarını cendere altında tutan uygulamalarını da rubailerinde sıkça işlemiştir.

Eldeki kaynaklar, Ömer Hayyam’ın mazbut bir hayatı olduğunu, şarap içse bile ayyaş olup sağlığını tehlikeye atacak denli başıbozuk bir hayat yaşamadığını göstermektedir. Hatta bazı şiirlerinde 70 yaşını geçtiğinden bile söz eder. Yaşadığı dönemin karmaşası da dikkate alındığında ayyaşlık ve berduşluğun hiç de kabul edilebilir bir yaşam biçimi olmadığı görülecektir. Bu nedenle Hayyam’daki şarap güzellemelerinin mistik ve deruni anlamları olduğu konusunda pek çok çalışma mevcuttur. Hatta dine ve Tanrı’ya yönelik bazı aşırı şiirlerin kendisine ait olmayabileceği, onun isminin arkasına sığınılarak üretildiği de ileri sürülmektedir.

Matematik ve gökbilim alanında önemli buluşları olan ve çağının en büyük bilginlerinden biri olan Hayyam’ı alkolle ve sarhoşlukla özdeşleştirmek, onun şiirlerindeki derinliği fark etmemenin sonucudur. Çünkü çoğu şiirinde şarabın bir metafor olduğu görülür. Eleştirel akıl, tabulara teslim olarak dar bir bakış açısına hapsolmayı reddetmek, yerleşik değerlerin insanı kısıtlayan yanlarına nanik yapmak, itiraz eden ve kutsallara boyun eğmeden hakikate ulaşmayı seçen bir bilgenin sözleridir o rubailer. Şarap, belki de kimliklere ve düzene yapışıp kalmak yerine daha ötesine, aşkın olana ulaşmanın metaforudur.

  1. yüzyılın Paris’indeki Charles Baudelaire de farklı bir çınlamayla benzer şeyler söylüyordu:

Sarhoş Olun – Charles Baudelaire – (1821-1867)

Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.

Ve bazı bazı bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun. Her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun. ” Saat kaç?” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: “Sarhoş olma saatidir… Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”