Bir erkek cennet kuşu varmış. Her erkek cennet kuşu gibi şen şakrakmış. Ama bir türlü dişilerin ilgisini çekemiyormuş. Üzülmüş depresif bir ruh haline bürünmüş. Tüyleri eski canlılığını yavaş yavaş kaybetmeye başlamış. Evinin temizliğini her gün takıntı derecesinde özenip yapan cennet kuşu pisliğin evinin içine dolmasına müsaade eder hale gelmiş. Yağmur yağmış bir gün bardaktan boşalırcasına. Evindeki pisliklerden dolayı su birikmiş bir miktar. Kendi yansımasını çarpmış gözüne su yüzeyinde oluşan. Tüyleri aslında pek de fena değilmiş. Kafasını biraz sallamış istemsizce, fena da dans etmiyormuş hani… Ama neden başkaları göremiyormuş bunu? ”Acaba konsantre mi olamıyorum yoksa gerçekten suda gördüğüm kadar güzel değil miyim?” diye sormuş kendine. Ne yapacağını bilemez olmuş. Pek de arkadaşı yokmuş cennet kuşunun yardım edecek.

“Belki de diğerlerinde benim güzelliğimi görecek göz yoktur,” deyip hepten uzaklaşmış diğer kuşlardan. Başta mutlu gibiymiş. Çünkü çok güzel ve farklı olanlar yalnızlaşmalıymış onun gözünde. Yalnızlaştığına göre iyice salmış her şeyi. Yüksek dallardan birine konup aşağıda çılgınca dans eden cennet kuşlarıyla dalga geçmeye başlamış kendince. Bu durum zaman içinde diğer kuşların tepkisine yol açmış. Dans ederken dengelerinin bozulduğunu söylemişler ileri gelen cennet kuşlarına. Onu topluca kovmuşlar kendi bölgelerinden. İstemese de ayrılmak zorunda bırakılmış oradan. Birden etraf çok tehlikeli oluvermiş onun gözünde. Diğer cennet kuşlarıyla beraberken, tehlikeleri topluluğun davranışlarına ve ötüşlerine göre pek de enerji harcamadan sezebiliyormuş. Ama şimdi her ses yırtıcı bir hayvanı andırıyormuş ona. Başta çok umutsuzmuş yaşabileceğinden.

Cennet kuşu cehennem hayatı yaşamaya başlamış bir nevi. Ama hayat nedense daha çekici gelmiş ona. Çok tehlike atlatmış, kuyruğunun renklerinin bazen diğer hayvanları kendisinden uzak tuttuğunu fark etmiş. Artık kuyruğunu daha bakımlı tutmaya karar vermiş. Daha büyük yırtıcı kuşlardan kaça kaça manevra yeteneği de çok ilerlemiş. Ama içindeki üreme aşkına da daha fazla karşı koyamamış. Aslında topluluğa geri dönse ondan daha iyi dans edebilecek biri yokmuş hem kuyruğu da iyice görkemli oluvermiş. Yani fark etmiş zamanla değiştiğini. Topluluğa muhteşem bir geri dönüşün tam zamanı diye düşünmüş. Yavaş yavaş yaklaşırken cennet kuşu topluluğuna; bir kaygı sarıvermiş tüm vücudunu. Ya uyum sağlayamazsam ya yine reddedilirsem düşünceleri kafasını iyice allak bullak etmiş. En iyisi topluluktan ne çok uzak ne çok yakın bir yerde yaşamaya başlayayım zamanla düşünürüm demiş. Her gün antrenman yapmaya başlamış kendince , antrenman sahasını adım adım yaklaştırmış cennet kuşu topluluğuna. Bir gün kendinden geçmişçesine dans ederken bir dişi cennet kuşu fark etmiş bizim cennet kuşunu. Hayran kalmış deyim yerindeyse. Erkek cennet kuşu sonunda fark edebilmiş izlendiğini. Ama bozmamış hiç ritmini. Başarmış artık sanki. Dişi kuş hemen yanına konmuş. Ve onaylarcasına sinyal vermiş. Bizim erkek cennet kuşu sonunda cennetine ulaşmış cehennemden geçerek…

 56 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma