“Şarap sen benim günüm güneşimsin

Öyle bir dolsun ki seninle içim

Bir bildik görünce beni sokakta

Ne o şarap, nereye böyle desin.”

 

Ömer Hayyam, özellikle 19. yüzyılda Oryantalistlerin yeniden keşfederek bütün dünyaya kazandırdığı bir karakter haline gelmiştir. Şiirlerindeki engin ironi ve eleştirel ton, kadim zamanlardan günümüze gelen birer hazine gibi. Özellikle ayyaşlığa ve dinsizliğe övgü dolu şiirlerini kolay okunan Rubai formunda yazması, Batılı okur için çok makbul bir ozana dönüşmesine yol açmıştır. Cebir, geometri, astronomi, fizik ve tıpla ilgili çalışmaları da olan bir bilim insanı olmasına rağmen, rubaileriyle bilinmektedir. Kutsal olanla dalga geçer gibi üslubu ve şaraba yaptığı övgüler, Ömer Hayyam’ın protest bir figür gibi algılanmasına da sebep olmaktadır. Yüzeysel okumalarda onun insanları alkol kullanımına teşvik ettiği yanılsaması bile oluşmaktadır.

Peki gerçekte Hayyam bir alkolik miydi? Onca derin şiirinde şarap tam olarak neye karşılık gelmektedir?

Epikürcü filozofların hazcılığına yakın bir felsefi tutum içinde olan Hayyam, hayatın geçiciliği, ilahi boyut ile insan var oluşu arasındaki çelişki ve çatışmalar, durdurulamaz ve herkesi ezip geçen zaman ve ölüm, toplumsal düzenin saçmalıkları ve devlet sistemlerinin irrasyonel tutumlarını şiirlerinde işlemiştir. Bununla birlikte dinlerin insanların gündelik hayatlarını cendere altında tutan uygulamalarını da rubailerinde sıkça işlemiştir.

Eldeki kaynaklar, Ömer Hayyam’ın mazbut bir hayatı olduğunu, şarap içse bile ayyaş olup sağlığını tehlikeye atacak denli başıbozuk bir hayat yaşamadığını göstermektedir. Hatta bazı şiirlerinde 70 yaşını geçtiğinden bile söz eder. Yaşadığı dönemin karmaşası da dikkate alındığında ayyaşlık ve berduşluğun hiç de kabul edilebilir bir yaşam biçimi olmadığı görülecektir. Bu nedenle Hayyam’daki şarap güzellemelerinin mistik ve deruni anlamları olduğu konusunda pek çok çalışma mevcuttur. Hatta dine ve Tanrı’ya yönelik bazı aşırı şiirlerin kendisine ait olmayabileceği, onun isminin arkasına sığınılarak üretildiği de ileri sürülmektedir.

Matematik ve gökbilim alanında önemli buluşları olan ve çağının en büyük bilginlerinden biri olan Hayyam’ı alkolle ve sarhoşlukla özdeşleştirmek, onun şiirlerindeki derinliği fark etmemenin sonucudur. Çünkü çoğu şiirinde şarabın bir metafor olduğu görülür. Eleştirel akıl, tabulara teslim olarak dar bir bakış açısına hapsolmayı reddetmek, yerleşik değerlerin insanı kısıtlayan yanlarına nanik yapmak, itiraz eden ve kutsallara boyun eğmeden hakikate ulaşmayı seçen bir bilgenin sözleridir o rubailer. Şarap, belki de kimliklere ve düzene yapışıp kalmak yerine daha ötesine, aşkın olana ulaşmanın metaforudur.

  1. yüzyılın Paris’indeki Charles Baudelaire de farklı bir çınlamayla benzer şeyler söylüyordu:

Sarhoş Olun – Charles Baudelaire – (1821-1867)

Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.

Ve bazı bazı bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun. Her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun. ” Saat kaç?” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: “Sarhoş olma saatidir… Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”

 7 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma