Kendini kaybolmuş hisseden genç bir kız varmış. Bu genç kız her zaman somurturmuş ve ne yapacağını bilmemekten yakınıp dururmuş. Bir gün biri ona şehrin dışındaki ormanda bir bilgenin yaşadığını ve ona yardım edebileceğini söylemiş. Bunun sonucunda genç kız ormana gitmiş ve yürümeye başlamış. Yürüdükçe etrafını saran ağaçlardan iyice karanlık olmaya başlamış etrafı. Genç kız huzursuzlanmaya ve korkmaya başlamış ama buna rağmen yürümeye devam etmiş.

Uzun bir süre yürüdükten sonra uzak bir kayanın üstünde oturan yaşlı bir kadını fark etmiş. Kadın arkası dönük bir şekilde bir şeylerle uğraşıyormuş. “Bilge bu kadın olmalı,” demiş kendi kendine genç kız. “Yoksa bu ormanda ne işi olur birinin,” diye düşünmüş. Kadına yaklaştıkça kadının önündeki resim defterine bir şeyler çizdiğini fark etmiş. “Merhaba!” demiş bir anda yaşlı kadın ve kız olduğu yerde kalakalmış. “Yorgun görünüyorsun. Oturup biraz dinlenmek ister misin?” diye devam ederken karşısındaki kayayı eliyle göstermiş. Genç kız kadının onu görmeden yaptığı bu yoruma şaşırmış ama sessizce kadının gösterdiği yere oturmuş. Bir süre gözleriyle birbirlerini incelemekten başka bir şey yapmamışlar. En sonunda “Sen bilge misin?” diye sormuş genç kız sabırsızca. Yaşlı kadın bir an genç kızın gözlerine baktıktan sonra “Üzgünüm ama aradığın kişi ben değilim,” demiş ve çizim defterine bir şeyler karalamaya devam etmiş. “O zaman ne işin var bu ormanda?” diye sormuş şaşkınlıkla genç kız. “Manzaraya bakmaya geldim,” diye cevaplamış yaşlı kadın. “Ama burası sadece sıradan bir orman. Görülecek ne var ki?” diye sormuş genç kız kafa karışıklığıyla. Yaşlı kadın yaptığı şeye devam ederken “Ben kendi gerçekliğimle görüyorum her şeyi. Tıpkı senin kendi gerçekliğinle gördüğün gibi. Burası senin için sadece bir orman olabilir ve bu yüzden hiçbir şeye dikkat etmeyebilirsin ama burası benim için eşsiz güzelliklerin saklı olduğu bir yer. Mesela şuradaki kelebekler gibi,” diyerek eliyle bir yeri göstermiş. Kız gösterdiği yere baktığında rengârenk çiçeklerin üstünde uçuşan bir sürü harika kelebeği görmüş ve nasıl daha önce böyle bir güzelliği görmediğine hayret etmiş. Şaşkınlığına hafifçe gülmüş yaşlı kadın ve resim defterinden bir sayfa kopararak genç kıza vermiş. Ardından “Bakmakla görmek arasında fark vardır. Ben sana yardımcı olamayabilirim ama belki erkek kardeşim olabilir. Yürümeye devam et. Belki onunla karşılaşırsın,” demiş. Kız kadının verdiği resme baktığında kendinin kocaman gülümserken ki halinin bir portresiyle karşılaşmış. Gözleri kocaman açılan kız şaşkınlık içinde “Ama… Nasıl?” diyebilmiş sadece. “Ben gerçek olamayan hiçbir şeyi çizemem,” demiş yaşlı kadın yumuşak bir sesle. “Daha çok gençsin. Gözlerin birçok iyi VE kötü şey görecekler. Hatta belki de birçok şeyi gözden kaçıracaklar. Sana tavsiyem gerçekliğinin farkında ol ve dikkat edilmesi gereken hiçbir şeyi gözünden kaçırmamaya dikkat et. Ayrıca gördüğün kötü şeyleri asla kalbine taşıma, bırak görülüp gitsinler ve gözlerine iyi bak. Onlar gerçekliğine açılan en önemli kapılardan biri. Hoşçakal.“ Sonra yaşlı kadın arkasını dönmüş ve eşyalarını toplayıp gözden kaybolmuş.

Genç kız yaşlı kadının söylediklerini düşünerek yürümeye devam etmiş. Bir süre sonra belli belirsiz bir müzik sesi genç kızı derin düşüncelerinden çıkarmış. O kadar güzel bir müzikmiş ki bu, genç kız müziği takip etmekten kendini alamamış. Biraz daha ilerledikten sonra müziğin bir kulübeden geldiğini fark etmiş. “Belki de yaşlı kadının bahsettiği kardeşi buradadır,” diye düşünmüş. Kapısına kadar gelmiş kulübenin ve tam kapıyı çalacakken kapı aniden açılmış. Bir kol aniden genç kızı içeri çekmiş. Kendi yaşlarında ya da belki bir kaç yaş büyük olan bir genç adam “Dans et benimle!” diyerek onu kulübenin ortasına doğru çekmiş. Müziğin güzelliğine kendini kaptıran genç kız, genç adamla birlikte müziğin ritmiyle bir süre dans etmiş ve yorulduklarında nefes nefese yere oturmuşlar. Nefesini biraz toparlayınca sormuş genç kız “Sen aradığım bilge olmazsın, değil mi?” Genç adam başını iki yana sallayarak “Üzgünüm. Ben o değilim,” demiş. Genç kız kendi kendine “Tabii ki olamazsın. Yaşlı kadın kardeşim demişti ama sen onun kardeşi olamayacak kadar gençsin,” diye mırıldanmış sessizce. Genç adam gülerek “Ben onun kardeşiyim ama yine de aradığın kişi değilim,” demiş. “Ayrıca göründüğümden de daha yaşlıyım,” diye eklemiş. Kız inanmayan gözlerle bakmış adama ve ufak bir bıkkınlıkla “Peki, bana yardım edebilecek bir şeyler biliyor musun?” diye sormuş. Adam “Aradığın kişinin ormanın sonunda olduğunu duydum. Yürümeye devam et. Belki onu bulursun,” demiş. Genç kız adama teşekkür etmiş ve tam yola koyulmadan önce merakına düşerek “Çok sessizce kendi kendime mırıldanmıştım. Beni nasıl duydun?” diye sormuş. Adam yüzünde gizemli bir gülümsemeyle “Ben her şeyi duyarım,” demiş. “Ve sana nasıl böyle genç kaldığımın da sırrını vereceğim. Dediğim gibi, ben her şeyi duyarım ama asla kötü şeyleri kalbime kadar taşımam. Gerçekliğimden uzaklaşmam ama yaralayıcı şeylerin bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıkmasına da izin veririm ve en önemlisi kulaklarımı hep müzikle kutsarım. Kutsarım ki müzik ruhuma da can versin, onu gençleştirsin,” diye bitirmiş cümlesini ve vedalaşmışlar.

Genç kız ormandaki yürüyüşüne devam etmiş. Uzun bir süre yürüdükten sonra hem çok yorulmuş hem de acıkmaya başlamış. Karnı guruldaya guruldaya devam etmiş yoluna. Birden kurabiye kokusu sarmış etrafını. Ağzı sulanarak takip etmiş kokuyu ve ormanın ortasında, bir piknik örtüsünün üstünde bir ziyafetle karşılaşmış. Enfes kokulu kurabiyelerden ağız sulandırıcı meyvelere kadar bir sürü şey duruyormuş ye beni dercesine piknik örtüsünün üzerinde. Bu ziyafetin sahibini bulabilmek için sağa sola bakınmış genç kız ama kimseyi görememiş. Bir adım daha yaklaşmış ve gözlerini kapatıp iyice içine çekmiş enfes kokusunu kurabiyelerin. Birden sağından küçük bir kız sesi “Çok güzel kokuyorlar, değil mi?” demiş. Genç kız şaşırarak sağındaki küçük kıza döndüğünde, “İstersen yiyebilirsin. Fırından yeni çıktılar,” demiş sol tarafından küçük bir oğlan sesi. Sol tarafına baktığında küçük kızın yaşlarında ve ona oldukça benzeyen bir oğlanla karşılaşmış. “İkiz olmalılar,” diye düşünmüş genç kız kendi kendine. İkizler örtünün bir ucuna oturmuşlar ve genç kızın ortalarına oturması için işaret etmişler. Genç kız oturduktan sonra küçük kız bir kurabiye vermiş eline genç kızın. “Tadına bak,” demiş küçük oğlan. İkizler beklenti dolu bakışlarını kıza yöneltmişler. Kız kocaman bir ısırık almadan önce iyice içine çekmiş enfes kokusunu kurabiyenin. Kurabiyeyi çiğnerken küçükken annesiyle birlikte yaptığı kurabiyeleri hatırlamış genç kız. Gözünde annesiyle şakalaşmaları, oynadıkları oyunlar, kurabiyeleri yemeye gittikleri parklar ve daha birçok anı canlanmış. İkizler genç kızın hafifçe gülümseyen yüzüne ve dalgın bakışlarına bakarken küçük kız hafif bir kıkırdamayla “Bunu yaparlar,” demiş. Genç kız soran bakışlarla küçük kıza döndüğünde, küçük oğlan “Tatlar unuttuğun birçok anıyı geri getirebilir, sana anılarını tekrardan yaşatabilirler,” demiş diğer taraftan. Küçük kız “Kokularda!” diye eklemiş hemen. İkizler aralarında bir sır varmışçasına bir süre bakışmışlar ve küçük kız genç kıza taze sıkılmış meyve suyu dolu bir bardağı uzatırken “İnsanlar kokuları ve tatları çoğu zaman önemli olarak görmezler.” demiş. Küçük çocuk “Ama aslında hayattan zevk almanı sağlayan çok önemli duyulardır. Hayatını güzelleştirir ve unutulmuş anılarına ulaşmaya anahtar olurlar bazen. Sen fark etmesende onlar senin için birçok şey yaparlar,” diye tamamlamış cümlesini küçük kızın. İkizlerin yaşlarına göre bu kadar olgun ve ciddi konuşmalarına hafifçe gülmüş genç kız. Sohbet etmeye ve yemeğe bir süre devam etmişler. Genç kız karnı doyduğunda havanın iyice karardığını fark etmiş. “Geç oluyor. Yoluma devam etmem lazım,” diye düşünmüş. İkizlere dönerek “Ormanın sonunda aradığım bilgeyi bulabileceğimi söylediler. Oraya nereden gidebileceğimi biliyor musunuz?” diye sormuş. İkizlerin anlık bir kafa karışıklığı ile birbirlerine bakmışlar ve sanki gözleriyle anlaşmış gibi aynı anda “Nereden gittiğin fark etmez. Sonuç olarak hepsi ormanın sonuna çıkacak,” demişler. “Ama kısa yoldan gitmek istersen bu yolu takip et,” diyerek yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle bir yeri işaret etmişler. Genç kız bir an tereddüt etmiş ama daha iyi bir seçeneğinin olmadığını düşünerek gösterdikleri yoldan yürümeye devam etmiş. Dakikalardır yürümesine rağmen ikizlerden gelen hafif kıkırdama seslerini hâlâ duyabiliyormuş.

Uzunca bir süre yürümüş ama bir türlü bulamamış aradığı kişiyi. İkizlere onu kandırdıkları için içinden kızarken çok yorulduğunu ve artık devam edemeyeceğini fark etmiş. Bir ağacın yanına kıvrılmış pes ederek ve uyumaya başlamış. Uykusundayken kollarına ıslak bir şeyin değdiğini hissetmiş. Uyku sersemi, gözlerini açmadan koluna dokunan şeyi kavrayıvermiş ve kucağına çekip sarılmış. Yumuşacık tüylerin cildine verdiği hoşnutlukla şeyi kendine daha çok çekip sıkıca sarılmış. Sonra anlık gelen farkındalıkla gözlerini kocaman açmış ve korkuyla kucağındaki şeye bakmış. Uyku sersemi kucağında tüylü siyah bir şey görünce küçük bir çığlıkla ayağa fırlamış ama dengesini kaybedip tekrar sertçe yere oturmuş. Acıyan poposuyla birlikte, yerde uyumaktan tüm vücudunun tutulduğunu ve üşüdüğünü fark etmiş hemen. Ayağa kalkmaya çalışırken acı dolu bir inleme çıkmış ağzından. Arkasından bir ses “Yardım lazım mı?” demiş. Dönüp baktığında kollarındaki siyah tavşanı seven yaşlı bir adamla karşılaşmış. Uyandığında kucağında olan şeyinde tavşan olduğunu yeni yeni fark eden genç kız şaşkınlıkla önüne dönmüş ve bir sürü tatlı siyah tavşanın etrafta zıplayarak gezindiğini ve bir şeyler yediklerini görmüş. Genç kız yanaklarına sıcak bastığını hissederken bu sefer utanç içinde bir inleme çıkartmış. Yaşlı adam genç kızın haline hafifçe gülümserken onu yerden kaldırmak için elini uzatmış. Genç kız, yaşlı adam elini sımsıkı tuttuğunda ve güçlü bir şekilde çekerek onu yerden kaldırdığında oldukça şaşırmış. “Göründüğümden daha güçlüyümdür,” demiş yaşlı adam. “Sen ikizlerin bahsettiği genç kız olmalısın. Yaptıkları küçük şakayı mazur gör lütfen. Kısa yolu seçenlerle uğraşmayı severler,” diye eklemiş. Genç kız daha da utanarak başını sallamış. Yaşlı adam genç kızın göz ucuyla tavşanlara baktığını görünce “İstersen sevebilirsin. Seni ısırmazlar,” demiş. Kız çekine çekine bir tavşana doğru eğilmiş ve yavaşça yaklaşarak tavşanın başını sevmeye başlamış. Eline değen yumuşacık tüyleri hissedince içi mutlulukla dolmuş. Kendine engel olamadan almış tavşanı kucağına, büyük bir sevgiyle sarılıp öpmeye başlamış. Bir süre sonra yaşlı adamın bir kayanın üzerinde oturmuş halde, başka bir tavşanı severken kendisini izlediğini fark etmiş. Yaptığı şeyden utanarak başını eğmiş ve sessizce “Üzgünüm,” demiş genç kız. Yaşlı adam hemen “Asla severek yaptığın bir şey için özür dileme,” diye cevaplamış. “Dokunmak bir sevgi göstergesidir. Sarılmak, öpmek utanılacak bir şey değildir. Bazen sadece dokunarak öğrenirsin bir şeyleri. Bazen de dilinin yetmediği yerde hareketlerin konuşur senin yerine. Eminin o tavşan senin ona gösterdiğin sevgiden oldukça mutludur.” Genç kız küçük bir gülümseme göndermiş yaşlı adama ve tavşanı sevmeye devam etmiş. Sonra bir anda kafasını kaldırmış genç kız ve “Unuttum! Ben buraya bilgeyi aramak için gelmiştim.” demiş. Bir an sessiz kaldıktan sonra “Peki, ondan ne istiyorsun?” diye sormuş yaşlı adam. “Ben kayboldum,” diye cevaplamış genç kız. “Ondan sorunlarımı çözmede bana yardım etmesini istiyorum.” Yaşlı adam “Kayıp mı oldun? Bana hiçte kaybolmuş gibi gözükmüyorsun. Aksine gayet güzel ormanın sonuna kadar geldin,” demiş. “Ormanın sonu mu? O zaman sen aradığım bilge olmalısın?” demiş genç kız coşkuyla. Yaşlı adam kızın sorduğu soruyu es geçerek “Neden bir bilgeye ihtiyaç duyuyorsun ki? Buraya kadar yürüdün ve gelirken hiç kimseye de ihtiyacın olmadı. Çoğu kişi bu ormana adım atmaya bile korkar ama sen buraya kadar cesurca ve yardımsız geldin. Hatta yanlış yönlendirilmene rağmen doğru yolu buldun. Başka birinin senden daha iyi iş çıkaracağını nereden biliyorsun?” demiş. Genç kız, yaşlı adamın dediğini bir süre düşünmüş. Daha sonra elindeki tavşanı yere bırakıp gitmek için hazırlanmış. Yaşlı adama teşekkür edip vedalaşmış. Tam arkasını dönüp yürümeye başlamadan önce “İyi bir bilgesin,” demiş genç kız. Yaşlı adam “Hiçbir zaman bilge olduğumu söylemedim,” diye cevaplamış. Genç kız bir an kafa karışıklığıyla yaşlı adama bakmış. Daha sonra fark ettiği şeyle kocaman gülümsemiş ve arkasını dönüp ormandan çıkmak üzere yürümeye başlamış ama bu sefer kimseye yol sormamış.

 

Elif Nur Altuntaş

18.06.2021

 65 Toplam okunma,  2 Bugünkü okunma