Kadın ocağın üstüne koyduğu kocaman bir tencerenin içindeki malzemeleri, yavaş yavaş ve sakince bir kepçeyle karıştırıyordu. Öylesine özen gösteriyordu ki, incitmekten korkarcasına, hassas ve ritmik hareketlerle döndürürken kepçeyi yıllar öncesi düşmüştü yadına. Geldiğinde, ne dilini, ne kültürünü bilmiyordu bu ülkenin. Her şey o kadar farklıydı ki, yepyeni bir hayata başlayacaktı burada ailesiyle. Birlikte getirdiği kültürü, dili, dini, ne kadar farklıydı bu ülkedekinden, hele iklimi ve coğrafyası bambaşkaydı gerçekten. Buraya ve insanlarına uyum sağlayabilecekler miydi acaba. Çocukları, bazen ağlayarak geliyordu okuldan. Bir defasında, çocuklarından biri “öğretmen ve çocuklar başka türlü konuşuyorlar, ben bir daha gitmeyeceğim o okula ” deyip ağlamıştı, Bir başka zaman da diğer çocuğu   “Anlamadığım için öğretmen başıma vurdu” deyince, ertesi günü bir tercümanla soluğu okulda al misti. İste yine hatırlayınca içi sızlamıştı kadının… Ne zordu altı ve yedi yaşındaki çocuklar için derdini anlatamamak. Gerçi çocuklar çabuk öğrenirdi her şeyi ve çabuk uyum sağlardı diye düşünüp rahatlat misti kendini. Belki kendisi için daha zor olacaktı bu, kolay mi koca 30 yılı geçirmişti ülkesinde, çocukluğunu, gençliğini birikip gelmişti, ne anası babası, ne kardeşleri, ne de akrabaları vardı. Artık bu ülkede yasamak kaçınılmazdı, ne kadar istese de geri dönmek söz konusu değildi.

Tencerede kaynayan Aşureydi, içine başka katabileceği malzemeleri düşündü kadın, sonra tezgâhın üstünde bekleyen üzüme, özenle doğranmış kayısı, incir ve elmaya baktı, ve onları usulca içine attı. Tüm bunlara ceviz, badem ve fındık, üç dört de karanfil kattı, bir de seker konunca tadına doyum olmazdı…

Elindeki kepçeyle karıştırırken Aşureyi, dikkatlice bakıyordu, fokurdadıkça tencere, baklagiller, tahıllar, meyveler ve çerezler kıvrak hareketlerle birlikte dans eder gibiydiler. Ne güzel kaynamış ve kaynaşmışlardı birlikte hepsi de.

İnsanlar diye düşündü neden böyle olamaz, Almanlar Türkleri, Türkler de Rusları istemez. Ne kadar entegrasyon dese de bastakiler, çocuklara Türkçe konuşmayın okulda derler. bazıları gizlice, bazıları açıkça Ausländer raus ( yabancılar defolsun ) diyerek düşmanlığı körükler. Kim isterdi ki ülkesini terk etmek, barış, huzur olsaydı. Kimi düşündüğü için, kimi yokluktan, kimi savaştan kaç misti, elbette içinde okumak ve çalışmak için gelenler de vardı, ama sonuçta hepsine “Ausländer” yani “Yabancı” diyorlardı..

Simdi o başka bir ülkede, başka başka ülkelerden gelen çeşitli malzemelerle aşure yapıyordu. Yasamak zorunda olduğu ülkede; ayni aşurenin içindeki malzemeler gibi, onlarca farklı ülkeden gelmiş rengi, dili, dini farklı; sari, beyaz ,siyah insanlar vardı. Yaşadığı ülkenin insanlarıyla ve diğer insanlarla kaynaşmak ,kültürlerini, bilgilerini, paylaşmak ne güzeldi. Kimi Budist, kimi Musevi, kimi Hristiyan, kimi Müslüman. Komşuları olan İtalyan’dan pizza yapmayı, Alman’dan acık konuşmayı, disiplinli olmayı, Vietnamlıdan Asya soslarını yemeklerini, Kübalıdan salsa yapmayi, bir de Ganalı komsusundan biraz da bongo çalmayı öğrenmişti. Hindistanlı da vardı, yoga yapmışlardı birlikte. Hoşgörüyle yasamak aslında ne güzeldi, herkesin birbirinden öğreneceği ne çok şey vardı.

Kadın, kepçeye aldığı aşureyi, yukardan aşağıya doğru yavaşça tencerenin içine akitti, aşure kıvamını al misti, son bir kez karıştırdı, soğutmadan yavaşça kaselere boşalttı… Tencerenin dibini kendisine ayırdı, geride kalanı parmağıyla sıyırdı, sonra da bir güzel parmağını yaladı… Tadı da hiç de fena olma misti.. Tencereyi musluğun altına koydu, yapış yapış olan parmağını yıkadı.

Sonra dönüp, ocağın yani başında duran, gülsuyu şişesine, önceden kavurduğu susam ve nar tanelerine baktı. İste bunlar ülkesine aitti, izinden dönerken birlikte getirmişti, onları da en sona saklamıştı.

Bir sanat eseri yaratırcasına ; kaselerdeki aşurelere özenle biraz gül suyu damlattı, üstüne kavrulmuş susamı parmak uçlarıyla dağıttı, biraz da tarçın serpti, en üstünü de kıpkırmızı nar taneleriyle donattı, aşure böylece gelin gibi süslenmişti, içine sevgisini de kattı.

Kaseleri bir tepsiye yerleştirdi, içinde bir sevinç ve huzurla, belki de biraz gururla, diğer ülkelerden gelen komşularıyla paylaşmak üzere kapıya doğru yöneldi…

 98 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma