Kediye bokun şifa demişler göme koymuş…
Benimki de o hesap yazarsan şifa olur dendi ya…
Bas baya kal geldi.
Ama hep böyleyim ben biri bir şey yap dedi mi yapan yerlerim ağrır.🙈🤣..
tuhaf bir ayak direme…
halbuki ota boka yazmışlığım çok yeter ki konu uzamasın. Bir iki sayfaysa kelimeler uçuşur, hangisi hangisiyle takım olur, ses uydu mu? uymadıysa itinayla uydur…severim kendime yazmayı 🤗
Hele de altın dede mesleği…üç nesil rızkımızı altından kazandı ailem…ne öldü ne ondu ama orta karar bir burjuva hayati sürecek kadar esnaflık etti dedem ulusun şimdilerde köhneleşmiş pasajlarından birinde…altın aldı altın sattı…
dedem hoş adamdı…çipil mavi gözleri, küçük yüzüne heybet katan kemerli burnu, kremlediği buruşmuş elleriyle geriye taradığı pamuk beyazı saçları, her sabah tıraş ettiği bembeyaz cildi ile hayli yaşlı idi benim gözümde eh ne de olsa dede… siyah çerçeveli yakın gözlüğünün sapı kırıktı hiç niyetlenmedi bile o çerçeveyi değiştirmeye… bol pantolonu, içine soktuğu ille bir beden büyük beyaz gömleği, yeleği ve ayağında siyah mesi ile simdi bile gözümün önünde.
Hayata annesinden devşirdiği terzilik ilmi ile başladı…yook hiç öyle terzilik te ilim mi demeyin…iğneye iplik sokamayan milyonlarca insan için kuantum 101 gibi bir şeydir o eğitim 🤣🤣🤣
Büyük anne o zamanlar köyde az buçuk terziliği ile nam salmış, ananem doğmadan cibinliğini keserken kız olursa oğluna almak üzere yarım ağız bir söz almıştı.
Dedem ananeme bu sözden mi yoksa Türkan Şoray’a halt ettiren güzelliğinden mi bilinmez çok âşıktı… terziliğinin ustalık eserlerini karısına diktiği türlü entarilerle sergilemişti akraba gezmelerinde.
Sonra ulusta tam da şimdiki Atatürk heykelinin ardında bir esnaf lokantasına terfi etti…Ankaralıya Konya yemekleri yedirdi. Derken meydan istimlak edilip dükkanı yıkılınca, üç tabure zor sığan bir dükkanda senelerce yüzük sattı yeni evlenenlere. Düğüne gideceklere çeyrek, daha yakınlara gramise, artık işte o sezon hasat ne elvermişse köylüsüne, devlet ne zam vermişse kentlisine mutlu günlerin vazgeçilmezi altını sattı…
Bir o kadar da, darda kalıp da köşede kıyıda biriktirdiğini satmak zorunda kalanın, derdine ortak oldu…
Eskiden kuyumculuk esnaflıktan öte bir sırdaşlık, bir güven müessesesiydi…kimin ne aldığı da ne sattığı da, nedeni de nasılı da, o dükkanın içinde fısıldaşır o esnafın hatıratında ebediyete ulaşırdı. Kiminin gelinin beğendiğine gücü yetmez, kiminin en kıymetlisi ata yadigarı göz yaşıyla tezgaha bırakılır, kuyumcu gücüne, gönlüne ve güvenine göre alana da satana da destek olurdu…
seneler sonra hala “biz alyanslarımızı dedenden almıştık, param çıkışmamıştı da maaşını alınca getirirsin demişti” diyenlere ya da “baba yadigârını satmıştık sağ olsun saklamış durumum düzelince gittim geri aldım” diyenlere denk gelirim.
Dedem hoş adamdı…ölene kadar her gün tıraşını olup ütülü gömleğini giydi, bağını hiç bozmadan kafasından geçirdiği kravatını taktı ve oğluna emanet bıraktığı dükkânına gidip kah tezgah ardında kah tezgâh önünde bir taburede oturdu…senelerce altın aldı altın sattı, ve giderken, sapı kırık gözlüğü yanındaydı…
Gayrikabil
03.02.2021

 206 Toplam okunma,  2 Bugünkü okunma