Sanırım ilkokuldaydım 5 duyu organını ve onlarla çevremizi nasıl algıladığımızı ilk öğrendiğimde. O zamandan beri duyu organları denince, insanın çevresini algılama şekilleri, algılama organları gelir aklıma. Bu haftanın konusu olan 5 duyu üzerine düşününce ‘peki ama, acaba aktarmayı nasıl yapıyoruz, aktarma organlarımız nedir?’ sorusu geldi aklıma. ‘5 duyu organımız bilinç ve bilinç dışındaki tüm duygu ve düşüncelerimizi hem algılamamızı hem de aktarmamızı sağlayan organlarımız mıdır aslında?’ diye bir düşündüm.

Gözlerimizle görürüz. Peki, gözlerimizle gösterir miyiz? Hani bazı anne babalar için derler ya ‘bir şey demedi, ama öyle bir baktı ki yerime oturdum hemen’ diye. Başarılı oyuncuların da mimiklerini ve bakışlarını iyi kullandıklarından bahsedilir. Bazı filmlerde sözsüz sahneler vardır, oyuncuların sadece yüzleri ve gözleri gösterilir ve o sahnede ne anlatılmak istendiği gayet net bir şekilde anlaşılır. Kızdığımız birine bazen öyle bir bakış atarız ki, attığımız bakış mıdır yoksa bir çift kılıç mı tartışılır.

Birini desteklemek ya da takdir etmek istediğimizde omzuna hafifçe vururuz. Sevdiğimiz birinin yanağını ya da başını okşarız. Kızdıysak bir tokat patlatıveririz, dokunmayla olan aktarımımız ağırlaşır anında. Dokunmanın miktarı ve derecesi hangi duygumuzu aktardığımızı belirlemektedir.

Kullandığımız kelimeler, ses tonumuz, mırıldandığımız şarkılar, ellerimizle tuttuğumuz ritim. Hepsi karşımızdaki insanın işitme duyusuna hitap eden sesli aktarımlardır.

Bir de aktarımda kendi duyularımızı doğrudan kullanmadığımız ama karşımızdakinin duyularına hitap ettiğimiz, hatta yönlendirdiğimiz durumlar vardır. Örneğin her insanın doğal bir kokusu vardır. Yastığımıza sinen kokumuzu ararız, bebeğimizin kokusunu içimize çekeriz. Arama köpeklerine bir insanın eşyası koklatıldığında o kişiyi bulur, başkasıyla karıştırmaz. Farkında olmadan kendimize en uygun kokuya sahip olan insanları eş olarak seçtiğimizi söylüyor bilim insanları. Hayvanlar gibi feromon salgıladığımızı. Yediklerimiz içtiklerimiz de beden kokumuzu etkiliyor. Biz ise bugün gerçek kokumuzu maskelemek ya da yönlendirmek için parfüm endüstrisinden yardım alıyoruz. Çeşitli farklı kokularla karşımızdaki insanlara mesaj iletiyoruz. Ahmet Ümit’in bir Başkomiser Nevzat karakteri vardır, o karakterin de bir sevgilisi; ‘lavanta kokulu sevgilim’ diye tanımlar. Lavanta kokulu kadınlardan odunsu, çiçeksi, baharat ve daha bir sürü çeşit kokulu kadın ve erkekler dünyasına geçtik bugün.

‘Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer’ cümlesini hepiniz duymuşsunuzdur. İnsanların damak zevkine hitap etmenin önemini çok güzel vurgular bu cümle. Bir de ‘anne yemeği kavramı’ vardır. İnsanlar kaç yaşına gelirlerse gelsinler annelerinin yaptığı yemeğin tadını özlerler. İnsan bazen çocukluğundaki bir tadı arar. Bazen bu tadı bulur da ama aynı tadı alamaz her zaman. Artık o aynı çocuk değildir çünkü. Aslında o tatta aradığı o anki duygusudur, mutluluğudur, tadın kendisi değil ama bunu fark etmez. ‘Artık eskisi gibi yapamıyorlar, ustası değişmiş herhalde’ der onun yerine.

Her insanda bu duyuların bir ya da ikisinin baskın olduğunu söyleyenler var. Sizde hangileri baskın?

Ferhan Tekinmirza / 16.06.2021

 71 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma