gaziantep escortgaziantep escortpendik escortbostancı escortkadıköy escortankara escorthttps://100tlbonusverensiteler.comCanlı Casino Siteleriankara escortataşehir escortMebbisEvolve casinoCbet casinoHyper casinoDrift casinoBetsson casinoüsküdar günlük kiralık dairetrendyol indirim koduslot siteleri https://en-iyi-10-slot-siteleri.comstarzbet adamsah.netdeneme bonusucasibomstarzbet girişstarzbet girişpasgolbahsegelmp3 indirbahiscombahiscombelugabahisbelugabahisbetistbetistceltabetceltabetklasbahisklasbahismariobetmariobetrestbetrestbettarafbettarafbettipobettipobetcasibomcasibomcasibomcasibomstarzbetsahnebetlimanbetredwinmatadorbetmatadorbetbetkombetkomcasibomcasibomcasibomcasibomcasibombahis siteleriblackjack siteleriCasinoBonanzacasino bonanzadeneme bonusurulet sitelerisweet bonanzacasino sitelericasino sitelericasino siteleribetturkeyistanbul escort bayanmarsbahiscasibomseosekabetsekabetcasibomcasibomcasibomcasibomcasibomcasibom twittercasibom twitterMeritkingbetpasrestbetklasbahisbetebettarafbetbetkombetistmarkajbetparibahisbetinegobahisbettiltbetnisbets10betsatbetorspinligobetbetkanyonbaywinrokubetikimislicratosslotwinxbetbahisalgorabetjojobetstakestakestake
Kategoriler
Blog

Yoga ve Psikoterapi

Yoga, kökeni binlerce yıl öncesine dayanan, beden, nefes ve zihin arasındaki dengeyi hedefleyen kadim bir disiplindir. Günümüzde yoganın adeta yeniden keşfedilmesi ve bütün dünyada karşılık bulması, çağdaş yaşamın insan hayatı üzerindeki olumsuz etkilerini giderme arayışının bir parçası olduğu kadar ruhsallığın bedensel pratiklerle birlikte öne çıkması olarak da görülmelidir. Psikoterapi ise, bireylerin zihinsel ve duygusal sorunlarını çözmek ve yaşam kalitelerini artırmak için kullanılan terapötik yaklaşımlar bütünüdür. Her iki alan da bireysel sağlığın ve iyiliğin geliştirilmesine, bireyin daha üretken, esnek ve yaratıcı olmasına odaklanmıştır. Psikoterapi, bireylerin duygusal zorlukları, ruhsal sorun ve sıkıntıları ve davranış problemleriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak için uygulanan bir dizi tedavi tekniğini içermektedir. Psikoterapi, uzman bir psikoterapist tarafından yürütülür ve bireylerin düşünce, duygu ve davranışlarını anlamalarına ve iyileştirmelerine yardımcı olmayı hedeflemektedir. Psikoterapinin birkaç farklı türü vardır, bunlar arasında bilişsel davranışçı terapi, psikanaliz, aile terapisi ve grup terapisi gibi yöntemler bulunur. Psikoterapinin temel amacı, bireylerin zihinsel sağlığını iyileştirmek ve yaşam kalitelerini artırmaktır.

Psikoterapide, davranışsal, bilişsel, kişilerarası ve aile terapisi gibi çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Psikoterapi, eğitimli ve bazı alanlarda uzmanlaşmış terapistler ve hastalar arasındaki diyaloglar üzerinden gelişir. Psikoterapistler, danışanlara daha iyi başa çıkma mekanizmaları geliştirmek ve olumsuz semptomları kontrol etmek için duygusal süreçlerinde ve düşünme biçimlerinin gelişmesinde rehberlik eder.

Sanskrit dilinde birlik anlamına gelen yoga, vücudun duruşlarını (Asanalar), nefesin kontrolünü ve meditasyonu içeren uygulamalarıyla bilincin dingin bir hale gelerek Jungiyen anlamda bütünleşmeye doğru giden uzun soluklu bir yolculuktur. Birçok yoga ekolü olmasına rağmen, hepsinin temel amacı, zihinsel sakinlik ve bedensel denge sağlamaktır. Psikoterapi ise bireyin düşünce, duygu ve davranışlarını anlamasına ve bunları daha sağlıklı bir şekilde yönetmesine yardımcı olur. Aynı şekilde yoga uygulamalarının, stresi azaltmada, anksiyete ve depresyon belirtilerini hafifletmede etkili olabildiği gözlemlenmiştir. Bununla birlikte zihinsel odaklanmayı ve bilinçli farkındalığı artırarak kişinin duygusal durumunu iyileştirebilir.

Carl Gustav Jung’un bireyleşme sürecini insan gelişiminin merkezine oturttuğu biliniyor. Bu süreç, bireysel ve kolektif bilinçdışı, kompleksler, Benlik arketipi ve ruhun spiritüel işlevi gibi temel felsefi ve psikolojik olgulara dayanır. Jung, bireyleşme ve ruhsal gelişim süreçleri için araştırmalar yaparken Doğu’nun kadim geleneklerini, özellikle Budizm’in felsefesi ve ritüelleri ve Patanjali’nin Klasik Yoga’sı ile tanışmıştır. Jung, Bu geleneklerde psikospiritüel gelişime dair önemli argümanlar ve bilgiler keşfetmiştir. Hatta yoga felsefesinin önemli bir parçası olan ve insanın evrimsel enerjisini ifade eden Kundalini’yi keşfeden ilk Batılının Jung olduğu söylenir. Kundalini Yoga üzerine verdiği konferanslar bu konuya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.

Anormal derecede düşük vücut ağırlığı, yoğun kilo alma korkusu ve çarpık kilo algısı ile karakterize bir yeme bozukluğu olan Anoreksiya nervozadan muzdarip bir hastamın psikoterapinin yanı sıra yogaya yönelmesiyle kısa sürede toparlanması ve eski sağlığına kavuşması psikoterapi ile yoganın entegrasyonundan elde edilen olumlu sonuçların en dikkate değer örneklerinden biri olarak Antalya Ruhbilim Okulu’nca kayda geçirilmiştir. Daha sonra bu süreci kitaplaştıran hastam, benzer sıkıntılardan muzdarip insanlar için örnek teşkil etmiştir. Aynı şekilde Pubmed’de depresyon, anksiyete, kronik ağrı, artrit, uykusuzluk, migren (ve baş ağrıları), hipertansiyon, dikkat eksikliği, uykusuzluk, ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan pek çok insanın psikoterapiye entegre bir şekilde yoga uygulamaları ile son derece olumlu sonuçlar aldığını gösteren bir çok çalışma yayımlanmıştır. Özellikle bazı pozisyonların travmatik geçmişi olan bireylerde son derece etkili olduğu gözlemlenmiştir.

Geleneksel psikoterapiyi tamamlayan yoga uygulamalarının entegre bir şekilde kullanılması önümüzdeki süreçte giderek yaygınlaşacaktır. Ancak yapılan bazı çalışmalar, her bireyin ve her rahatsızlığın tedavi sürecinde aynı yoga uygulamasının etkili olamayabileceğini, kişinin durumuna uygun yoga tekniğinin yoga uzmanı ve terapist ile birlikte tespit edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca yoga ve psikoterapiyi birbirine alternatif olarak görmek yerine birbirini tamamlayan terapötik teknikler bütünü olarak görmek, yararlanma düzeyini daha da arttıracaktır.

Günümüzde psikoterapi ile yoganın entegrasyonu ile ilgili yapılan pek çok bilimsel çalışma mevcuttur. Terapi sürecine yogayı ve yogaya bağlı başka uygulamaları (nefes, ses, müzik vb.) eklemek tüm dünyada giderek yaygınlaşan bir yönelim hâline gelmiştir. Aynı şekilde yogaya psikoterapiyi dahil ederek yoganın faydalarını bireyin ruhsal sağlığının ve bütünlüğünün sağlanması için kullanmak da dikkate değer sonuçlar yaratıyor. Antalya Ruhbilim Okulu olarak birçok danışanımıza terapinin bir parçası olarak yoga öneriyoruz, kendi bünyemizdeki yoga stüdyomuzda psikoterapi ile birlikte örnek çalışmalar yapıyoruz. Yaptığımız gözlemler ve aldığımız geri bildirimler bunun son derece yararlı olduğunu göstermiştir. Antalya Ruhbilim Okulu’nun psikoterapinin ve yoganın entegrasyonuna yönelik bu çalışmalarının bir benzerini Yogakioo’nun yogayı psikoterapi ile yakınlaştırma girişimlerinde görmekteyiz. Bu girişimler, zihinsel ve bedensel sağlık için birbirini tamamlayan iki farklı yaklaşımın ortak hedeflerde buluşmasını sağlamaktadır. Her iki disiplinin bütünleşik uygulanması, bireylerin genel iyilik hali üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır.

Kategoriler
Blog Psikoterapi Yazarak İyileşme Blog

Alışveriş Bağımlılığı Nedir?

Alışverişkolik Olduğunuzu Düşünüyorsanız Ne Yapmalısınız?

Alışveriş bağımlılığı, kişinin kendini iyi hissetmek ve anksiyete ve depresyon gibi olumsuz duygulardan kaçınmak için kompulsif bir şekilde alışveriş yapmasını içeren davranışsal bir bağımlılıktır. Diğer davranışsal bağımlılıklar gibi, alışveriş bağımlılığı da hayatınızın diğer alanlarında sorunlara yol açan bir meşguliyet haline gelebilir.

Oniomania (kompulsif alışveriş veya daha yaygın olarak alışveriş bağımlılığı olarak adlandırılan davranış) belki de sosyal olarak en kabul edilebilir bağımlılıktır. Bir düşünün: Etrafımız, satın almanın bizi mutlu edeceğini söyleyen reklamlarla çevrili.

Ekonomiyi canlandırmanın bir yolu olarak politikacılar tarafından harcama yapmaya teşvik ediliyoruz. Ve bazılarımız için, herkesin sahip olduğu şeyleri istemenin bir cazibesi var. Tüketicilik, kendi niyetimizle ya da değil (ya da ikisinin bir kombinasyonu), toplumsal değerin bir ölçüsü haline geldi.

Tüketim çılgınlığı son zamanlarda artmış olsa da, alışveriş bağımlılığı yeni bir hastalık değildir. On dokuzuncu yüzyılın başlarına kadar tanınmış ve yirminci yüzyılın başlarında psikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmiştir.
Alışveriş bağımlılığınız varsa belirtileri, nedenleri ve başa çıkma yolları hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Alışveriş Bağımlılığının Belirtileri

Bir kişinin alışveriş bağımlılığı olabileceğini gösteren işaretler şunlardır:

Sürekli satın almayı planladıkları şeyler hakkında düşünmek
Kompulsif alışverişlerini durduramamak
Bir şey satın aldıktan sonra coşkulu bir heyecan yaşamak
Satın aldıkları şeyler hakkında pişmanlık veya suçluluk hissetmek
Finansal sorunlar veya borçları ödeyememe durumu
Satın aldıkları şeyler hakkında yalan söylemek veya satın aldıklarını gizlemek
Mevcut kartlardaki bakiyeleri ödemeden yeni kredi kartları açmak
İhtiyaç duymadıkları şeyleri satın almak
Stresli veya üzgün olduklarında alışveriş yapmak

Alışveriş bağımlılığı ile mücadele eden kişiler genellikle alışverişe karşılayabileceklerinden daha fazla zaman ve para harcarlar ve birçoğu aşırı harcamalarının bir sonucu olarak mali sorunlarla karşılaşmaktadır.

Alışveriş bağımlılığı, dürtüsel ve zorlayıcı harcamaları içerebilir ve geçici bir yüksekliğe neden olabilir. Alışveriş bağımlısı kişiler eve döndüklerinde genellikle kendilerini boş ve satın aldıklarından tatmin olmamış hissederler.

Kompulsif bir alışveriş çılgınlığı sırasında satın alınan ürünler genellikle kullanılmadan istiflenir ve kompulsif alışveriş yapanlar bir sonraki harcama çılgınlıklarını planlamaya başlar. Çoğu yalnız alışveriş yapar, ancak bazıları bundan hoşlanan başkalarıyla birlikte alışveriş yapar. Genellikle, bu tür bir alışveriş heyecanını paylaşmayan kişilerle alışveriş yapmak utanca yol açacaktır.

Alışveriş Bağımlılığının Nedenleri

Alışveriş bağımlılığının kesin nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli faktörler rol oynayabilir. Genellikle ergenliğin sonlarında ve yetişkinliğin başlarında başlayan alışveriş bağımlılığı genellikle ruh hali ve anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozuklukları, yeme bozuklukları, diğer dürtü kontrol bozuklukları ve kişilik bozuklukları gibi diğer bozukluklarla birlikte görülür.

Kişilik Özellikleri


Alışveriş yapma arzusunu kontrol etmedeki bu zorluk, alışverişkoliklerin paylaştığı ve onları diğer insanların çoğundan ayıran bir kişilik yapısından kaynaklanmaktadır. Özgüvenleri genellikle düşüktür, kolayca etkilenirler ve genellikle yalnız ve izole olmalarına rağmen başkalarına karşı iyi kalpli, sempatik ve kibardırlar. Alışveriş onlara başkalarıyla temas kurmanın bir yolunu sunar.

Bazı insanlar özsaygılarını artırmak için alışveriş bağımlılığı geliştirir, ancak alışveriş bu konuda pek etkili değildir.

Alışveriş bağımlılığı olan kişiler, diğer alışveriş yapanlara göre daha materyalist olma eğilimindedir ve maddi nesneler aracılığıyla statü arayarak ve başkalarından onay alarak kendilerini desteklemeye çalışırlar. Diğer insanlardan daha fazla fanteziyle meşgul olurlar ve diğer bağımlı insanlarda olduğu gibi dürtülerine direnmekte zorluk çekerler.

Reklamlara Maruz Kalma

Alışveriş bağımlılığı olan kişiler, her gün etrafımızı saran pazarlama ve reklam mesajlarına karşı daha duyarlı olabilirler. Reklamlar genel olarak satın almanın olumlu sonuçlarını abartmak ve satın almanın hayatın sorunlarından bir kaçış sağlayacağını öne sürmek için tasarlanırken, bazı pazarlama hileleri ani satın almayı tetiklemek için tasarlanmıştır ve özellikle alışveriş bağımlılığı olan kişilerin dürtüsel doğasını hedef alır.

Perakende Terapisi

Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, alışveriş bağımlılığı da genellikle hayatın duygusal acıları ve zorluklarıyla başa çıkmanın bir yoludur. Ne yazık ki, alışveriş yapan kişi için işleri iyileştirmek yerine daha da kötüleştirme eğilimindedir.

Alışveriş yaparak zevk alan ve olumsuz duygulardan kaçan insanlar bazen bunu “perakende terapisi” olarak adlandırırlar. Bu ifade, kendinize bir şeyler satın alarak danışmanlık veya terapiye katılmakla aynı faydayı elde edebileceğinizi ima eder. Bu yanlış ve yararsız bir düşüncedir.

Normal Alışveriş ve Alışveriş Bağımlılığı

Normal Alışveriş
Satın alınan ürünlere ihtiyaç duyulur ve kullanılır

Zorlama hissi yok

Finansal sıkıntıya neden olmaz

Ara sıra savurganlıklar

Alışveriş Bağımlılığı
Satın alınan ürünlere genellikle ihtiyaç duyulmaz veya kullanılmaz

Kompulsif alışveriş davranışı

Birey için finansal sorunlar yaratır

Sürekli aşırı alışveriş

Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi, para sorunları gelişebilir ve ilişkiler zarar görebilir, ancak alışveriş bağımlılığı olan kişiler (bazen “alışverişkolikler” olarak da adlandırılır) harcamalarını durduramadıklarını ve hatta kontrol edemediklerini hissederler.

Online alışveriş bağımlılığı bir tür internet bağımlılığıdır ve yüz yüze temas gerektirmediği için sosyal anksiyetesi olan kişiler bu türün gelişmesine karşı özellikle savunmasızdır. Diğer siber bağımlılıklar gibi, anonim hissettirir.

Kompulsif ve Dürtüsel Alışveriş
Ani satın alma, bir mağazada gördüğünüz bir şeye hemen sahip olma arzusuna tepki olarak o anda gerçekleşen plansız bir satın almadır. Ani satın alma, olumsuz duygulardan kaçmanın bir yolu olarak genellikle daha önceden planlanmış olan kompulsif satın almadan biraz farklıdır. Ancak yine de, alışveriş bağımlılığı olan kişiler her iki tür bağımlılık yaratan satın alma eylemini de gerçekleştirebilir.

Alışveriş Bağımlılığı Gerçek Bir Bağımlılık mı?

Uzun bir geçmişi olmasına rağmen alışveriş bağımlılığı tartışmalı bir konudur ve uzmanlar ile halk alışveriş bağımlılığının gerçek bir bağımlılık olup olmadığı konusunda hemfikir değildir.

Diğer davranışsal bağımlılıklarda olduğu gibi, bazı uzmanlar aşırı harcamanın bir bağımlılık olduğu fikrine karşı çıkmaktadır. Birçoğu, bir faaliyetin gerçek bir bağımlılık olabilmesi için fiziksel tolerans ve yoksunluk gibi semptomlar üreten psikoaktif bir madde olması gerektiğine inanmaktadır.

Profesyoneller arasında kompulsif alışverişin obsesif kompulsif bozukluk (OKB), dürtü kontrol bozukluğu (kleptomani veya kompulsif çalma gibi), duygudurum bozukluğu (depresyon gibi) veya davranışsal bağımlılık (kumar bozukluğu gibi) olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusunda da bazı anlaşmazlıklar vardır.

Alışveriş bağımlılığı, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (DSM-5-TR) ayrı bir bozukluk olarak tanınmamaktadır.

Alışveriş Nasıl Diğer Bağımlılıklara Benzeyebilir?

Alışveriş bağımlılığının diğer bağımlılıklarla paylaştığı birkaç özellik vardır. Diğer bağımlılıklarda olduğu gibi:

Aşırı alışveriş yapan kişiler harcama yapmakla meşgul olurlar ve bu faaliyete önemli ölçüde zaman ve para ayırırlar. Alışveriş bağımlılığı için gerçek harcama önemlidir; vitrin alışverişi bir bağımlılık oluşturmaz ve bağımlılık örüntüsü para harcama süreci tarafından yönlendirilir.

Alışveriş bağımlılığı yüksek oranda ritüelleştirilmiştir ve alışverişle ilgili düşüncelerden ve alışveriş gezileri planlamaktan oluşan tipik bir bağımlılık modelini takip eder.
Alışveriş genellikle zevkli, coşkulu ve olumsuz duyguları giderici olarak tanımlanır.
Alışverişten sonra, alışveriş yapan kişi hayal kırıklığı, suçluluk, pişmanlık, öfke veya utanç yaşar.

Kompulsif alışverişçiler alışverişi depresyon, anksiyete, can sıkıntısı ve öfke gibi olumsuz duygulardan ve özeleştirel düşüncelerden kaçmanın bir yolu olarak kullanırlar. Ne yazık ki bu kaçış kısa sürelidir.

Alışveriş Bağımlılığı ile Nasıl Başa Çıkılır?

Herhangi bir bağımlılığın üstesinden gelmek, günlük yaşamın stres ve sıkıntısıyla başa çıkmanın alternatif yollarını öğrenmeyi gerektirir. Bu bağımsız olarak yapılabilir, ancak insanlar genellikle danışmanlık veya terapiden yararlanır.

Bu arada, kompulsif harcamaların zararını azaltmak ve sorunlu davranışı kontrol altına almak için yapabileceğiniz çok şey vardır. Kendi harcama planınızı geliştirmek iyi bir ilk adım olabilir.

Yardımcı olabilecek atabileceğiniz diğer adımlar şunlardır:

Başka başa çıkma stratejileri geliştirin: Boş zamanlarınızın tadını çıkarmanın alternatif yollarını bulmak, alışverişi kendinizi daha iyi hissetmenin bir yolu olarak kullanma döngüsünü kırmak için çok önemlidir.
Başkalarından yardım alın: Ailenizde gıda ve ev eşyaları gibi temel ihtiyaçların alışverişi için sorumluluk alabilecek başka biri varsa, siz yardım ararken en azından geçici olarak sorumluluğu ona devretmek yardımcı olabilir.
Kredi ve nakit erişimini sınırlayın: Kredi kartlarından kurtulmak ve yanınızda sadece küçük bir miktar acil nakit bulundurmak iyi bir fikirdir, böylece düşünmeden satın alamazsınız.
Diğer kompulsif alışverişçilerle alışveriş yapmayın: Yalnızca takıntılı bir şekilde harcama yapmayan arkadaşlarınızla veya akrabalarınızla alışveriş yapmak da iyi bir fikirdir, çünkü bu kişiler harcamalarınızı kısıtlamanıza yardımcı olabilir.

Ne Zaman Yardım Alınmalı

Kompulsif alışveriş, aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli tedavilere iyi yanıt veriyor gibi görünmektedir:

İlaçlar
Kişisel gelişim kitapları
Kendi kendine yardım grupları
Finansal danışmanlık
Bilişsel-davranışçı terapi (BDT)
“Alışverişkolik” kişilikte bulunan bazı kişilik özellikleri, bağımlılık tedavisinde başarının en iyi belirleyicisi olan terapötik bir ilişki geliştirme ve buna iyi yanıt verme becerisi açısından iyiye işarettir. Bununla birlikte, bazı ilaçlar umut vaat etse de, sonuçların karışık olduğu, bu nedenle tek veya güvenilir bir tedavi olarak düşünülmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Alışveriş bağımlılığınız olabileceğini düşünüyorsanız, olası tedavileri Antalya Ruhbilim Okulu‘na danışabilirsiniz. Dr. Murat Kemaloğlu, alışveriş sorununuzun çözümünde size yardımcı olabilir.

Psikoterapi
Psikoterapi, alışveriş bağımlılığınızın duygusal kökenlerini anlamanıza yardımcı olabilir. Ayrıca alışverişi başa çıkmak için kullanma eğiliminizin üstesinden gelmenin yollarını bulmanıza da yardımcı olabilir. Bunlar, bu kafa karıştırıcı durumdan kurtulmanın önemli yönleridir.

Aşırı alışverişiniz nedeniyle ilişkileriniz zarar görmüş olabilir. Psikolojik destek, davranışlarınız nedeniyle incinmiş olabilecek kişilerle aranızı düzeltmenize ve güveninizi yeniden kazanmanıza da yardımcı olabilir. Terapinin, diğer insanlarla para etrafında dönmeyen yollarla nasıl bağlantı kuracağınızı daha iyi anlamanıza yol açarak ilişkilerinizi derinleştirmeye yardımcı olduğunu da görebilirsiniz.

Finansal Danışmanlık

Alışveriş bağımlılığınızın ne kadar ciddi olduğuna bağlı olarak, özellikle kazandığınızdan daha fazlasını harcayarak borçlandıysanız, finansal danışmanlık almanın da yararlı olduğunu düşünebilirsiniz.

Kolay harcamaya erişiminizi kısıtlama seçeneklerini tartışmak, banka borçlarını ve banka masraflarını ödeme stratejilerini keşfetmek ve bağımlılığı körükleme eğiliminde olan nakde kolay erişimi kesintiye uğratmanın bir yolu olarak daha az erişilebilir tasarruf hesaplarına para yatırmak için bankanızdaki bir mali danışman veya danışmanla randevu alabilirsiniz.

Kategoriler
Blog Yazarak İyileşme Blog

Makyavel Huzursuzluğu

Machiavelli, 16. yüzyılda yaşamış Floransalı bir siyaset düşünürüydü ve hayatta fazla yol kat edemeyen iyi insanlar için güçlü tavsiyeleri vardı.

Düşünceleri temel ve rahatsız edici bir gözlem etrafında şekilleniyordu: “kötüler kazanmaya eğilimindedir”. Kötüler bunu becerebilirler çünkü iyilere karşı büyük bir avantajı ellerinde tutarlar; onlar, amaçlarını gerçekleştirmek için en karanlık maharet ve kurnazlıklarla hareket etmeyi kabul edebilmektedirler. Değişimin katı karşıtları olan “ilkeler” onlar için bir engel değildir. Düpedüz yalan söylemeye, gerçekleri çarpıtmaya, tehdit etmeye ya da şiddete başvurmaya hazırdırlar. Ayrıca baştan çıkarıcı bir şekilde aldatmayı, cezbetmeyi ve tatlı sözler kullanmayı; göz kamaştırmayı ve dikkat dağıtmayı da bilirler. Böylelikle de dünyada yönetim konusunda söz sahibi hale gelmeleri daha mümkün olur.

İyi bir insan olmanın temel şartlarından birinin iyi davranmak olduğunu varsayarız. İyi kişi yalnızca iyi amaçlara sahip olmakla kalmaz, kendini iyi araçlara da adar, öyle değil mi? Dolayısıyla daha sahici bir dünya isteniyorsa, insanları sahicilikle tartışarak kazanmak gerekir, tıklama tuzaklarıyla atılan manşetlerle değil. Eğer kişi daha adil bir dünya istiyorsa, adaletsizliğin temsilcilerini sağduyu ve adillikle adalete teslim etmeye çalışmalıdır, göz dağı vererek değil. Ve eğer insanların daha nazik olmasını bekliyorsa, rakiplerine karşı nezaketle yaptırım uygulamasını bilmelidir, acımasızlıkla değil.

Her ne kadar kulağa muhteşem geliyor olsa da Machiavelli tartışılmaz bir sorunu görmezden gelememiş. Bu yaklaşım gerçekte işe yaramıyor. Kendi ülkesi Floransa’nın ve daha genel olarak İtalyan devletlerinin tarihine baktığı zaman, iyi prenslerin, iyi devlet adamlarının ve iyi tüccarların her zaman çıkmaza girdiğini fark etmiş.

Bu nedenle bugün onu tanıdığımız kitabı, Prens’i -iyi niyetli ve nezaketinden atılgan olamayan prensler için kısa ve son derece orijinal bu kullanım kılavuzunu- yazmıştır. Kısacası cevap, kişinin istediği ölçüde nazik ve iyi niyetli olması ancak asla kibar davranmaya kendini aşırı derecede adamamasıdır: ve gerektiğinde alaycı, alçak, vicdansız ve iğrenç insanların kullandığı hileleri nasıl kullandıklarını bilebilmesidir.

Psikolojide karşılık bulmuş Makyavelcilik ise kendini bu tür hileleri karakteristik bir biçimde benimsemiş olan, empati seviyesi düşük, duygusal bağlılıklardan her fırsatta kaçınan, duyguları tanımlamakta zorlanan ve eylemlerinin sonuçları hakkında farkındalık sahibi olamayan bireyleri tanımlamak için kullanılmaktadır ve Machiavelli’nin düşüncelerinden farkındalık edinmekse Makyavelcilikten, yani bu tür hilebazlıkları yöntem bellemekten tümüyle başka bir şeydir.

Machiavelli, iyi davranma konusundaki mantık dışı takıntımızın nereden kaynaklandığını biliyordu: Batılılar, insanlara her zaman iyi davranmış ve sonunda kralların kralı olarak kabul görmüş Nazaretli İsa’nın Hıristiyan hikayesiyle büyümüşlerdi. Biz Anadolu ve Avrasyalılar içinse durum değişmiyordu, komşularından ve köyünden ızdırap çektirilip sürülmüş, varlıklarından ve prestijinden soyutlanmış, üstüne üstlük hakaret ve iftiraların merkez noktasına dönüşmüş Hz. Muhammed’in hikayeleri bilinçaltımızda en çok yer edenler arasındadır.

Ancak Machiavelli, iyiliğin uysallık vasıtasıyla galip geldiği bu duygusal hikayelerdeki elverişsiz bir ayrıntıya dikkat çekmiştir. Pratik açıdan bakıldığında, Hz. Muhammed’in ve Hz. İsa’nın hayatı tam bir felaketti. Bu nazik karakterler ayaklar altına alındı, aşağılandı, hiçe sayıldı ve alay edildi. Özellikle İsa, yaşadığı dönemde ve herhangi bir ilahi yardımın dışında değerlendirildiğinde, tarihin en büyük kaybedenlerinden biriydi.

Machiavelli ise etkili olmanın sırrının bu hikayelerin katı ahlaki izlerini geride bırakmakta yattığını söyler. “Prens” genellikle sanıldığı gibi bir tiran olma rehberi değildir; iyi insanların tiranlardan ne öğrenmesi gerektiğine dair bir rehberdir. Sadece iyi değil, nasıl etkili olunacağına dair bir kitaptır ve saf olanın iktidarsızlığının örnekleriyle doludur.

Takdire layık bir prens – ve bugün buna CEO, siyasi aktör veya düşünürleri de ekleyebiliriz – her türlü dersi etrafındaki en kurnaz, en sinsi yöneticilerlerden öğrenen kişidir. Korkutmayı ve sindirmeyi, kandırmayı ve zorbalığı, tuzağa düşürmeyi ve aldatmayı bilmelidir. İyi bir politikacının propaganda uzmanından, ciddi bir girişimcinin ise üçkağıtçıdan bir şeyler kapması gereklidir.

Hepimiz nihayetinde başardıklarımızın toplamıyız, niyet ettiklerimizin değil. Machiavelli’ye göre eğer bilgeliği, nezaketi, ciddiyeti ve erdemi önemsiyor ama bilgelik, nezaket, ciddiyet ve erdemin sınırları içinde kalakalıyorsak başarılar elde edemeyiz.

Beklenmedik bir kaynaktan ders çıkarmaya ihtiyacımız var: mizaç olarak en çok hor gördüklerimizden. Sonuç olarak, sadece iyi niyetli olmaktan ziyade etkili olmayı önemsemeliyiz. İyi hayaller kurmak yeterli değildir: gerçek ölçü neyi başardığımızdır. Önemli olan iyi niyetlerin ve sıcak bir kalbin güvenli rahatlığında ikamet etmek değil, ülkemizi ve dünyayı daha iyi ve adil olana doğru değiştirmek için yol yürümektir.

Machiavelli tüm bunları biliyordu. Fakat başarısız bir siyasetçi olarak öldü çünkü kibar yöneticilerin çektiklerini kendi de çekmekteydi. Mirası “Prens” ise bizleri huzursuz ediyor; çünkü bizi en çok kendimize hizmet ettiğimiz noktada sorguluyor. Kendimize, biraz fazla saf, iyi ve nazik olduğumuz için istediğimiz mevkilere ulaşamadığımızı söyleme eğilimimizi fark etmenin önemini, ve potansiyel hilekarların hayata bizden farklı olan yaklaşımlarını gösteriyor.

Bu yazıyı faydalı bulduysanız, Ruhbilim Okulu kurucumuz Dr. Murat Kemaloğlu’nun Psikoterapide Yarım Asır kitabından da payınıza düşeni almanızı tavsiye ediyorum. Ciltli versiyonunu daha uyguna edinmek için linke tıklayabilirsiniz.

Satın almak için: https://www.nadirkitap.com/psikoterapide-yarim-asir-dr-murat-kemaloglu-kitap25001597.html

Ya da şuradan:

https://www.hepsiburada.com/psikoterapide-yarim-asir-murat-kemaloglu-pm-HBC00000UU491

Kategoriler
Blog

Borderline Kişilik Bozuklukları İçin Terapi ve Danışmanlık

Borderline Kişilik Bozukluğu (BPD) Nedir? Borderline kişilik bozuklukları (Duygusal Olarak Dengesiz Kişilik Bozukluğu (EUPD) olarak da adlandırılır) aşırı ve çalkantılı duygular, siyah ve beyaz düşünme, dengesizlik ve dürtüsellik ve terk edilme korkusu ile karakterizedir.

Bu durum, nasıl düşündüğünüzü, hissettiğinizi ve diğer insanlarla nasıl etkileşim kuracağınızı etkiler ve genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkar ve yetişkinlik yıllarınızda da devam eder.

BKB’den muzdaripseniz muhtemelen ayrılık kaygısı, kişiler arası zorluklar, dengesiz veya belirsiz benlik algısı, intihar düşüncesi veya davranışı, boşluk hissi, öfke sorunları ve ayrışma yaşarsınız.

Borderline kişilik bozukluğunun bir ruh sağlığı durumu mu, bir kişilik bozukluğu mu yoksa çocukluk döneminde ihmal veya istismar gibi travmatik olaylarla bağlantılı olarak erken çocukluk travmasına verilen bir tepki mi olduğu konusunda anlaşmazlık vardır.

Borderline kişilik bozukluklarının güçlü bir genetik bileşeni vardır ve geçmişinizdeki ve bugününüzdeki çevresel faktörler de önemlidir.

BKB’nin belirtileri nelerdir?
BKB teşhisi konulabilmesi için kişinin aşağıdaki belirtilerden en az beşini yaşaması gerekir:

Terk edilme korkusu
İstikrarsız veya değişen ilişkiler
Kararsız benlik imajı; kimlik veya benlik duygusu ile mücadele
Dürtüsel kendine zarar verici davranışlar (aşırı harcama, güvenli olmayan seks, madde kötüye kullanımı, tıkınırcasına yeme ve diğerleri)
İntihar davranışı veya kendine zarar verme
Çeşitli ruh hali değişimleri ile ruh hali dengesizliği
Boşluk hissi
Sık sık öfke kaybı veya fiziksel kavgalar da dahil olmak üzere öfke ile ilgili zorluklar
Stresle ilişkili paranoya veya disosiyasyon

BKB’den muzdarip olduğunuzdan endişeleniyorsanız, tanıyı doğrulamak veya dışlamak için uzman bir değerlendirme yaptırmanız önemlidir. BKB ile depresyon, anksiyete, madde kötüye kullanımı veya yeme bozuklukları gibi diğer bozukluklar arasında genellikle eş tanı vardır.

BPD ciddi bir durum olabilir. BPD’li pek çok kişi hayatlarının bir noktasında intihara teşebbüs etme riski altındadır – bu nedenle doğru desteği almak çok önemlidir. Doğru terapi yaklaşımları ve tıbbi tedavi ile BKB için olumlu bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Antalya Ruhbilim Okulu ve Dr. Murat Kemaloğlu’na Borderline kişilik bozukluğu terapisinde başvurabilirsiniz.

Kategoriler
Blog

Borderline Kişilik Bozukluğu

Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB), duygulanımın kontrol edilememesi, kendine zarar verme veya intihar girişimleri, ilişki problemleri, kimlik belirsizliği, yoğun duygusal değişkenlik, özdeğer eksikliği ve kontrolsüz öfke gibi belirtilerle karakterize edilen bir kişilik bozukluğudur. Bu belirtiler, bir kişinin günlük işleyişini ve işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir.

BKB’li bireyler, ilişkilerinde çabuk değişkenlik, aşırı endişe ve korku, yoğun öfke patlamaları ve kısa süreli psikotik semptomlar gibi özellikler gösterirler. Bireyler, kendileri ve diğerleri hakkında aşırı zıt duygular hissedebilirler. Bu kişilik bozukluğu olan insanlar, bazen kendilerine zarar verirler, intihar düşünceleri veya davranışları sergileyebilirler.

BKB genellikle erken yetişkinlik döneminde başlar ve kadınlar arasında daha yaygındır. BKB’nin tam olarak neyden kaynaklandığı bilinmemektedir, ancak genetik, nörolojik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Tedavi, psikoterapi ve ilaç tedavisi gibi yöntemlerin bir kombinasyonu olabilir ve bu tedavilerin birlikte uygulanması, belirtileri kontrol etmekte yardımcı olabilir.

Kategoriler
Blog

Kanser ve Psikoterapi

Kanser gibi ciddi bir hastalık, hem bedensel hem de zihinsel açıdan büyük bir stres ve zorluk yaratabilir. Bu nedenle, psikoterapi kanser hastalarına destek olmak için sıklıkla kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Psikoterapi, hastaların duygusal ve zihinsel zorluklarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak için konuşma terapisi, bilişsel davranışçı terapi, psikanaliz ve diğer yöntemler kullanılarak yapılan bir tedavi yöntemidir. Kanser hastaları, hastalıkları nedeniyle endişe, korku, depresyon, kaygı, utanç ve diğer zihinsel stresler yaşayabilirler. Psikoterapi, hastaların bu duyguları ele almalarına ve onları yönetmelerine yardımcı olabilir.

Psikoterapi, kanser hastalarının tedavi sürecindeki stresi azaltabilir, yaşam kalitesini artırabilir ve hastaların daha iyi bir ruh hali ve psikolojik uyumu sürdürmelerine yardımcı olabilir. Ayrıca, psikoterapi kanser hastalarına, hastalıkları ile başa çıkmaları için daha iyi bir farkındalık kazandırabilir ve kişisel güçlerini, kaynaklarını ve destek sistemlerini keşfetmelerine yardımcı olabilir.

Ancak, psikoterapi tek başına kanser tedavisi değildir. Kanser tedavisi, bir dizi yöntemden oluşan kapsamlı bir yaklaşım gerektirir. Kanser hastalarının tedavi planına psikoterapi eklenmesi, hastalığın etkileri ile başa çıkma sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

Antalya Ruhbilim Okulu, kanser hastalarına psikoterapi desteği sunmaktadır. Bizi arayın, bilgi alın.

Kategoriler
Blog

Freud’un Jung ile İlişkisini Kopardığı Ünlü Mektup (1913)

Viyana, 3 Ocak 1913

Saygıdeğer Başkan,
Sevgili Doktor,

Derginin editörlerinin yayınladığı genelgelerin (mektubunuzda belirttiğiniz gibi benim genelgelerim değil) Başkan’a gönderilmiş olması gerektiği yönündeki görüşünüzü paylaşıyorum ve bu konudaki ithamlarınızı kendilerine bildireceğim. Derginin son sayısında yer alması yönündeki isteğiniz hem editörler -ki son birkaç gündür onları görmedim- hem de şahsım tarafından dikkate alınacaktır. Her iki öneriniz de yeni yayın organına gösterdiğiniz ilginin bir işareti olarak memnuniyetle karşılanacaktır.


Önceki mektubunuzdaki sadece bir noktaya detaylı bir şekilde cevap verebilirim: Takipçilerime birer hasta gibi davrandığım iddianız kesinlikle doğru değil. Zira Viyana’da bunun tam tersini yapmakla suçlanıyorum. Stekel ve Adler’in hatalı davranışlarından sorumlu tutuluyorum; gerçekte, on yıl kadar önce sonuçlandığından beri Stekel’e analizi hakkında tek bir kelime bile söylemedim ve hiçbir zaman hastam olmayan Adler’le de analiz yapmadım. Onlar hakkında yaptığım analitik açıklamalar başkalarına yönelikti ve çoğunlukla birbirimizle ilişkimizi kestiğimiz zamanlarda yapıldı. – Yapınızı bu temel üzerine inşa ederken, ünlü “Kreuzlingen jestiniz” ile işleri kendiniz için olabildiğince kolaylaştırdınız.

Aksi durumda mektubunuza cevap verilemeyecekti. Bu, kişisel bir konuşmada ele alınması zor ve yazışmada ise tümüyle imkânsız bir durum yaratıyor. Biz analistler arasında bir gelenek vardır; hiçbirimizin kendi nevrozundan utanmasına gerek yok. Ancak anormal davranırken normal olduğunu haykırmaya devam eden biri, hastalığına dair içgörüden yoksun olduğu şüphesine zemin hazırlar. Bu nedenle, kişisel ilişkilerimizi tamamıyla sona erdirmeyi teklif ediyorum. Bununla hiçbir şey kaybetmeyeceğim, çünkü sizinle olan tek duygusal bağım uzun zamandır pamuk ipliğine bağlıydı – bunlar da geçmiş hayal kırıklıklarının kalıcı etkisiydi – ve son zamanlarda Münih’te yaptığınız, bir insanla yakın bir ilişkinin bilimsel özgürlüğünüzü engellediği yönündeki açıklamanız göz önüne alındığında, kazanacağınız pek çok şey var. Bu nedenle diyorum ki, bütün özgürlüğünüzü kullanın ve bana sözüm ona “dostluk nişanesi” göstermeyin. Bir insanın kişisel duygularını kendi çalışma alanının genel çıkarlarına tabi kılması gerektiği konusunda hemfikiriz. Ortak girişimimiz ve bilimsel amaçların takibi söz konusu olduğunda, herhangi bir tarafın doğruluk eksikliğinden şikâyet etmek için hiçbir zaman gerekçeniz bulunmayacak; diyebilirim ki, gelecekte de geçmişte olduğundan daha fazla gerekçe olmayacak. Öte yandan, benim de sizden aynı şeyi beklemeye hakkım var.
İyi dileklerimle,
Saygılarımla, FREUD


Kategoriler
Blog Yazarak İyileşme Blog

Makyavelist Kişilik Özellikleri

Makyavelist bir kişiliğe sahip olan biri, hedeflerine ulaşmak için başkalarını acımasızca aldatıp manipüle edebilir.

İnsanlara sadece istediklerini elde etmelerine yardımcı olabilecek nesneler olarak davranabilir ve artık işlerine yaramadıklarında onları bir kenara atabilir.

Peki nedir Makyavelizm? Makyavelizm kavramı ilk kez Rönesans döneminde İtalyan diplomat ve siyasi stratejist Niccolò Machiavelli tarafından formüle edilmiştir.

Machiavelli, “Prens” adlı kitabında, güç ve ihtişam arayışında acımasız olan yöneticilerin hayatta kalma, başarılı olma ve soylarını gelecek nesillere aktarma olasılıklarının dürüst ya da ahlaklı olanlara göre daha yüksek olduğunu öne sürer.

Zaman içerisinde Makyavelizm, bir kişinin ilerlemek için her şeyi yapabileceği, sonucun araçları haklı çıkardığına inandığı davranışları tanımlamak için kullanılan bir kavram haline geldi.

Makyavelist kişiliğe sahip biri aşağıdaki özellikleri sergileyebilir: Yalnızca kendi hedeflerine ve çıkarlarına odaklanmak.

Başarı, güç, para ve şöhreti her şeyin üstünde tutmak.

Kendi çıkarları için başkalarını manipüle etmek veya sömürmek.

Başkalarını kandırmaktan veya yalan söylemekten çekinmemek.

Çekici olmak ve dalkavukluğu kendi çıkarları için kullanmak. Sonucun araçları haklı çıkardığına inanmak.

İnsan doğasını küçümseyen bir bakış açısına sahip olmak.

Her şeye karşı olumsuz bir tutum içinde olmak.

Kendilerinin diğerlerinden üstün olduğuna inanmak.

Başkalarıyla empati kuramamak.

Diğer insanlara güvenmekte zorluk çekmek.

Kendi duygularından kopuk olmak.

Duygularını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanmak.

Sosyal etkileşimlerde mesafeli durmak ve gerçek sıcaklıktan yoksun olmak.

Başkalarıyla duygusal bağlar kurmaktan kaçınmak.

İnsanları ve sosyal durumları okuyabilmek ve bu içgörüyü kendi yararlarına kullanabilmek.

Her yaştan insan Makyavelist bir kişiliğe sahip olabilirken, araştırmalar Makyavelist kişilik özelliklerinin erkeklerde kadınlardan daha yaygın olduğunu göstermektedir.

Kategoriler
Blog

Aile terapisi ve depresyon tedavisi

Aile terapisi nedir

Aile terapisi, aile içinde oluşan sorunları çözmeye yarayan, aile içi iletişimi geliştirmeye ve çatışmaları çözmeye yardımcı olabilecek bir tür psikoterapi yöntemidir. Bu tür terapinin amacı, aile üyeleri arasındaki iletişimi iyileştirmek, problemleri çözme yöntemlerini geliştirmektir. Aile terapisi, bir aile terapisti tarafından yönetilmektedir ve genellikle haftada bir veya iki kez yapılmaktadır. Bu terapi aile üyelerinin birlikte çalıştığı bir ortamda yapılır ve aile üyelerinin açık ve dürüst bir şekilde konuşmalarına izin verilmektedir. Bu terapi türü ailelerin içinde oluşan problemlerin çözülmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılır ve problemlerin çözümünde etkilidir.

Aile terapisi esnasında, aile üyeleri birlikte bir psikoterapist ya da psikologla çalışır ve aile üyeleri arasındaki iletişimi, sorunları çözme yöntemlerini ve aile içinde rollerini incelerler. Terapi sırasında, aile üyeleri dürüst bir şekilde konuşabilirler ve terapist, aile üyelerini anlamaya çalışır. Aile Terapisi sırasında birlikte çalışılarak yaşanan problemlerinin çözümüne yönelik çözümler üretilmektedir ve çözümleri uygulanmaya çalışılmaktadır. Terapi sırasında, terapist aile üyelerine yeni iletişim ve problem çözme yöntemleri öğretmektedir ve aile üyelerine daha sağlıklı bir aile ilişkisi içinde nasıl daha etkili bir şekilde rol alabileceklerine ilişkin ipuçları verir.

Aile terapisi ve depresyon

Aile terapisi, depresyon ve diğer mental sağlık sorunlarının tedavisinde etkili bir yöntem olabilmektedir. Bu terapi türü aile üyelerinin bir terapistin yönlendirmesiyle birlikte çalıştığı bir tür psikoterapidir. Aile üyelerinin iletişimlerini, rollerini ve ilişkilerini gözden geçirmeyi amaçlar. Bu, kişinin depresyonunu azaltmayı ve önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak, aile terapisi yalnızca bir parçasıdır, depresyon tedavisinin ve genellikle diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır. Bu terapi türü depresyonu tamamen ortadan kaldırmaz ancak belirli koşullar altında işe yarayabilmektedir.

  • Aile üyeleri arasındaki iletişim ve ilişkileri düzgün bir şekilde işlemeyi öğrenme: Aile terapisi, aile üyelerinin daha sağlıklı iletişim kurmayı ve daha sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrenebilecekleri bir ortam sağlar.
  • Aile üyelerinin desteğini artırma: Aile terapisi, aile üyelerinin birbirlerine destek vermeyi öğrenmelerine yardımcı olur.
  • Aile üyelerinin bağlantılarını artırma: Aile terapisi, aile üyelerinin birbirleri ile bağlantı kurmayı öğrenmelerine yardımcı olur.
  • Aile üyelerinin düşünce ve davranışlarını değiştirme: Aile terapisi, aile üyelerinin düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi amaçlar. Örneğin, aile terapisi, aile üyelerinin depresyon belirtilerini azaltmaya yardımcı olacak davranışları öğrenmelerine yardımcı olmaktadır.

Aile terapisi ve depresyon tedavisi

Aile terapisi, kişinin depresyonunun tedavisinde etkili bir yöntemdir ancak yalnızca bir parçası olabilmektedir ve genellikle diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır. Kişi depresyon veya diğer bir mental sağlık sorunu ile mücadele ediyorsa, kombinasyon yöntemlerden faydalanılması gerekir. Örneğin, kişinin depresyonunun tedavisinde kullanılan diğer yöntemler arasında şunlar bulunmaktadır:

  • Antidepresan ilaçlar: Bu ilaçlar, kişinin beyninin nörotransmitterlerini düzenleyerek, depresyon belirtilerini azaltmayı amaçlar. Ancak, ilaçların etkinliği kişiden kişiye değişir ve ilaçların yan etkileri olabilmektedir.
  • Bireysel psikoterapi: Bu psikoterapi, kişinin bir terapistle bireysel olarak çalışmasını ve depresyonunun nedenlerini keşfetmeyi amaçlar. Bireysel psikoterapi, kişinin düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi amaçlar.
  • Grup psikoterapisi: Bu tür psikoterapi, kişinin depresyonu ile mücadele eden diğer insanlarla birlikte çalışmasını amaçlar. Grup psikoterapisi, kişinin desteğini ve bağlantıyı artırmayı amaçlar.
  • Egzersiz: Egzersiz, depresyon belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilmektedir. Egzersiz, beyinde nörotransmitterlerin üretimini artırır ve stresi azaltmaya yardımcı olur.
  • Beslenme: Sağlıklı bir beslenme, kişinin daha iyi hissetmesine yardımcı olur. Özellikle, B vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri gibi bazı besinler depresyonu azaltmaya yardımcı olur.

Antalya’da Ruhbilim Okulu, aile terapisi hizmeti sunmaktadır. Aile terapisi, aile üyelerinin ilişkilerini ve davranışlarını anlamaya ve değiştirmeye odaklanan bir terapi türüdür. Aile terapisi, aile içi çatışmaların çözümü, iletişim sorunlarının giderilmesi, aile üyeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve aile bireylerinin kişisel gelişimlerinin desteklenmesi gibi konuları ele alır.

Antalya’da Ruhbilim Okulu, Dr. Murat Kemaloğlu’nun yönetiminde, ailelerin ihtiyaçlarına özel terapi planları oluşturur. Terapi süreci, aile üyelerinin bir araya gelerek, terapistle birlikte çalışmalarını içerir. Terapi sürecinde, aile üyeleri ile birlikte, ailedeki sorunları belirlemek, ilişkileri güçlendirmek ve daha sağlıklı iletişim kurmak için yeni beceriler öğrenmek gibi konular ele alınır.

Aile terapisi, çocuklu veya çocuksuz aileler için de uygulanabilen bir terapi türüdür. Terapi süreci, genellikle 8-12 seanslık bir süreçte tamamlanır, ancak ailelerin ihtiyaçlarına göre daha kısa veya daha uzun sürebilir.

Antalya’da Ruhbilim Okulu , aile terapisi hizmetleri için ücretler talep edebilirler. Aile terapisi hizmeti almak isteyenler, Antalya Ruhbilim Okulu’nun eğitim ve deneyimlerini araştırmalı ve uygun terapi yaklaşımları hakkında bilgi edinmelidirler.

Konu ile ilgili diğer yazımız : Aile terapisi
İnstagram: DrMuratKemaloglu

Kategoriler
Blog

Çevrimiçi Terapi İşe Yarıyor mu?

Online Terapi Nedir?

Online terapi, teleterapi, video terapi veya e-terapi olarak da adlandırılan çevrimiçi terapi, insanların kendi ülkelerinde uygulama lisansına sahip bir terapistle çevrimiçi olarak bağlantı kurmasına olanak tanır. Canlı video seansları, çevrimiçi terapinin en yaygın şeklidir ve yüz yüze seanslara en çok benzeyenidir. Video seansları ayrıca etkinliklerini destekleyen en fazla araştırmaya sahiptir.

Online Terapi Nasıl Çalışır?

Online terapi, insanlara bilgisayarları, dizüstü bilgisayarları, tabletleri veya diğer mobil cihazları aracılığıyla lisanslı bir terapistle sanal olarak bağlantı kurmanın farklı yollarını sunar. En iyi online terapi seçenekleri, danışanların terapistleriyle canlı video seansları yapmalarını sağlar ve ayrıca mesajlaşma, canlı sohbetler veya telefon görüşmeleri yoluyla terapistleriyle bağlantı kurma seçeneğine de sahip olabilirler.

Çoğu terapistin kendi bölgelerinde herkese çevrimiçi terapi sunmasına izin verildiğinden, çevrimiçi terapi, danışanların bir terapist bulurken seçeneklerini genişletmelerine olanak sağlamıştır. Çoğu terapist bireysel veya grup uygulamaları aracılığıyla çevrimiçi terapi sunarken, Skype, WhatsApp vb. gibi uygulamalar çevrimiçi terapi için uygun olanaklar sunmaktadır.

Hangi aboneliklerin sunulduğu ve her ikisinin de maliyetleri hakkında her şeyi ayrıntılı BetterHelp incelememizde ve Talkspace incelememizde okuyabilirsiniz.

Online Terapide Hedefler Nelerdir?

Terapi için hedeflerinizi belirlemek size kalmıştır. Çoğu insan belirli bir sorunla ilgili yardım almak, başa çıkmanın daha iyi yollarını öğrenmek veya bir yaşam tarzı değişikliği yapmak için danışmanlığa gelir. Aklınızda bazı hedefler bulundurarak ilk seansınıza hazırlanmak iyi bir fikirdir. İlk seansınızda, siz ve terapistiniz birlikte çalışarak terapi için hedefler belirleyebilir ve gelecek seanslarda bunlara ulaşmak için bir plan oluşturabilirsiniz.

Çevrimiçi Terapiye Karşı Yüz Yüze Terapi: Artıları ve Eksileri
Araştırma, geleneksel terapiye kıyasla online terapinin artan trendini hala “yakalamaktadır”. Belirli çevrimiçi terapi türlerinin, özellikle de canlı video oturumlarının faydalarını destekleyen daha fazla araştırma vardır, ancak canlı sohbetlerin ve mesajlaşmanın etkinliğini destekleyen daha az araştırma vardır.2,4 Bazı araştırmalar, mesajlaşma seçeneklerinin, bireysel veya grup seansları, kısa mesaj desteği veya bir terapistle telefon görüşmeleri yoluyla başka terapi alan kişiler için etkili eklemeler olabileceğini göstermiştir.

Yine de, video seanslarının bile bazı tuzakları olabilmektedir. Teknolojik sorunlar, internet bağlantısının olmaması ve teknolojiyle ilgili rahatsızlık veya deneyimsizlik, çevrimiçi terapinin etkinliğini azaltabilmektedir. Ayrıca, çevrimiçi terapi, özellikle daha şiddetli semptomları olan veya yoğun desteğe ihtiyaç duyan hastalar olmak üzere tüm danışanların ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.

Antalya’da Dr. Murat Kemaloğlu, online terapi hizmetleri sunmaktadır. Web sitemizdeki WhatsApp ikonunu tıklayarak bize ulaşabilirsiniz.

Online terapinin artıları / Online terapinin eksileri
  • Bazı insanlar için daha uygun ve erişilebilir seçenek
  • Bazı danışanlar çevrimiçi seanslarda daha rahat açılırlar
  • Bir terapistle bağlantı kurmanın birden fazla yolu (video, sohbet vb.) mevcut
  • Ülkedeki tüm lisanslı terapistleri kapsayacak şekilde daha geniş seçenekler sunar
  • Çoğu sigorta şirketi çevrimiçi terapi kapsamını genişletmektedir
  • Yoğun programları olan kişiler için esnek zamanlama
  • Yüz yüze seanslardan daha uygun fiyatlı olmaktadır
  • Sosyal anksiyete/fobisi olan danışanların gelmeme/iptal etme olasılığı daha düşüktür
  • COVID-19 veya diğer virüslerin bulaşma riski yok
  • İşe gidip gelirken ve geçişlerde harcanan zamanı azaltır
  • Seansları evden yapabilmenin rahatlık faktörü
  • Ulaşım engellerini ortadan kaldırır
  • Herhangi bir akıllı telefon, tablet veya çevrimiçi cihaz kullanarak bağlanabilir
  • Dosyalar ve videolar paylaşılabilir ve seans sırasında birlikte görüntülenebilir

Bu konu hakkındaki diğer yazımız: online psikoterapi hakkinda bilmeniz gerekenler

İnstagram: drmuratkemaloglu