Dar bir alanda, karanlık denilebilecek bir loşlukta, tanıdığın tanımadığın insanların telaşlı koşuşturmasını izlersin. Heyecanın dizginleri birkaç saat önce sendeyken artık başkalarına geçmiştir. Büyümüş göz bebekleri ile gözlerini kocaman açarak neler olduğunu anlamaya çalışmak, tutacak bir el bulmak istersin. Hiç konuşamayacakmış gibi sesin kısılır. Düşünceler karışır.

Ya sesim giderse ya unutursam, terledim mi, ayakkabılarım sıkıyor mu, ya o kadar süre ayaklarım şişerse. Annem, “Hep ayakta durunca ayakların şişer” der.

Notalara bir daha bakarsın. Son bir kontrol. Ellerinin teri kağıtları yumuşatır. Gözlerini kapatıp, repertuvarı tekrar etmeye çalışırsın. Bir ses yarıda böler çalışmanı. “15 dakika kaldı. Haydi arkadaşlar”. Kalbinin sesi konuşmalara karışır. Bir el omzuna değer, saçını okşar. Önünde eğilip, gözlerinin içine bakarak, her şeyin çok güzel olacağını söyler. Yüzüne gelen o tebessümle, daha dik omuzlarla, titreyen bacaklarınla sahnede sessizce yerini alırsın. Küçük eller birbirini tutar, gözler birbirine değmez. Yıllarca birlikte olduğun arkadaşının endişesi de seni ele geçirir diye korkarsın. Bakmazsın kimseye. Sadece perdenin arkasına, o kalın, ağır, kırmızı perdenin arkasına gözlerini dikersin. Zaman durur. Koşuşturmalar biter. Nefesler tutulur ve PERDE!

Aşağıdan yukarıya doğru ağır ağır çıkar. Açtığı her alandan, sahneye hafif bir ışık süzülmeye başlar. Işığa seyircilerin fısıltıları eşlik eder. Tepeye vardığında, sesler kesilir, hareketler durur ve IŞIK!

Aydınlık gözünü kamaştırır. Az önce yarı karalıkta görülen insan siluetleri yok olur. Kapatamazsın gözlerini çünkü sahnedesin ve ALKIŞLAR!  Karışık, tek düze olmayan alkış seslerinin içinden gelen ŞEF!

Koro şefi yürüyerek sahneye çıkar. İşte o zaman alkışlar düzene girer. Seyircileri önce o, sonra onun komutu ile bizler. Selamlama, hep birlikte başların hafifçe öne eğilmesi ile olur. Daha fazlası olmaz.

Sehpanın başına gelir. Sırtını seyirciye, yüzünü bize döner. Gözleri, sevgisi, gülüşü o kadar çoktur ki. Hepimize yeter.  Göz kırpar, gülümser, kollarını kucaklarcasına açar ve işte o anda gücünüz her şeye yetecekmiş gibi hissedersiniz. Bir bütün olursunuz. Tek ses, tek vücut onun işaretlerini izlersiniz.

Orkestranın alışıldık sesi, sizin sesinizle bütünleşir. Her notayı fark etmeden yaşarsınız. Kimi zaman hafifçe yağan bir yağmurun damlalarının dereye karışması gibi, kimi zaman derenin çağlaması, kimi zaman yağmurun şiddetlenmesi gibi…

Yağmur damlaları dereye, dere denize, deniz okyanusa kavuştuğunda, ayaklarınız yere basar, sesler söner, yüreğinizde sevgi mutluluk coşar…

Anne! Bak, ayaklarım şişmedi.

 

Ayşin SURLU

03.08.2021, İstanbul

 11 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma