Lina’ ya mektuplar- Duyu Organları

İlk mektubumda senin doğumunun bana hangi duyguları yaşattığını, insan olmanın kısa hikâyesini ve bedenin önemini sana dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım sevgili torunum.  Bugünkü yazı konumuz beş duyu organımız.

Ev ve beden arasındaki benzerliği düşünürsen; ‘’gözlerimiz bizim pencerelerimizdir’’, dediğimi hatırlayacaksın.   Pencereden dışarı bakınca, çocukların koşuşturarak oynadığını, komşuların yürüyüş yaptığını, ağaçlardaki kuşları, uzaklardan görünen denizi ve üstündeki beyaz yelkenlileri göreceksin. Pencereler, etrafımızdaki güzellikleri görmemizi sağlarlar. Gözlerimizin ve diğer duyu organlarımızın da yaptığı şey budur. Dışarıdaki dünyadan verileri toplayıp beynimize aktarırlar ve beynimizde bu verilerle ilgili ne yapmak istediğine karar verir. Bizi en çok insan kılan duyumuz, görme yeteneğimizdir. Gözlerimiz bize görüş derinliği kazandırır.  Beynimizin işlemden geçirdiği verilerin yüzde 80’i gördüklerimizden gelir. Her zaman dokunmuyor, koklamıyor veya dinlemiyor olabiliriz.  Ancak beynimiz görsel verileri işlemden geçirmeye devam eder.  Gözlerimizin, 2 milyondan fazla çalışan parçası ve saatte 36 bin bilgi parçacığını işlemden geçirebilme becerisi vardır. Gözlerimiz açık olmadıkları zamanlarda hatta uyurken bile sürekli hareket ederek, rüya görmemizi sağlar. Gözler vücudumuzun en güçlü araçlarından biridir. Birçok kültürde gözün gücüyle ilgili semboller vardır. Bakışlarla birine kötülük ya da zarar verebilme gücüne karşı, babaannen getirdiği kıyafetlere nazar boncuğu takarak seni başkalarının kem gözlerinden korumaya çalışıyor..

Genellikle güneşli bölgelerde yaşayan insanların göz renkleri koyudur, çünkü daha koyu renk, güneşi engeller. Öte yandan az güneş ışığının bulunduğu bölgelerde yaşayan insanların gözleri genellikle mavidir. Böylece içeri daha fazla ışık alabilir. Senin babaannenin gözleri yeşil, anneanenin mavi,  bakalım senin gözlerin ne renk olacak sevgili torunum? Hepimiz merakla bekliyoruz. Bu aralar seninle göz teması kurarak, parlak ve canlı renklerle dikkatini çekerek, başını döndürmeni, kafanı kaldırıp başını dik tutmanı ve boyun kaslarının gelişmesini sağlamakla meşgulüz. Annene de seni emzirirken bir sağdan, bir soldan meme vermesini ve hep aynı pozisyonda emzirme yapmamasını öğütledik.

Eğer kalbimiz durursa, ölürüz demiştim. Ama duyu organlarımızda böyle bir şey söz konusu değil. Onların fonksiyonlarını kaybetmeleri hayati sonuçlar doğurmaz belki ancak hayatımızı çok zorlaştırırlar. Bazı kişiler örneğin ünlü şarkıcı Jose Felciano doğuştan kör olmasına rağmen müzik yeteneği ile doğmuştu. Hayatını buna göre yönlendirmiş ve dünyanın en bilinen ve sevilen şarkıcılarından biri olmayı başarmıştır. Gözleri kör olarak dünyaya gelenlerin kulakları ve diğer duyu organları bu açıklarını kapamak için çok gelişmiştir. Kulaklar ses için bir huni görevi görür. Sesi yönlendirir ve gitmesi gereken yere yöneltir. İki kulağımız olmasının nedeni sesin hangi yönden geldiğini anlamamız içindir. Ses kulak kanalımıza girdiğinde, beynimiz duyduğumuz sese dayanarak karar verebilir. Duyabilmemiz için ses içeri girmek zorundadır. Dış kulaktaki kulak zarı ses dalgalarını sıvı ve sinirlerle iç kulaktaki üçlü kemiği titretecek mekanizmaları harekete geçirir, iç kulaktaki sıvı titrediğinde çalkantı hareketi olur ve sinirler beyne sinyal göndermeye başlar.

Eğer kulağının içinde çok fazla kir olursa ses dalgaları kulak zarına ulaşamaz. Baban sana hastanede duyma testlerini yaptırdı ve hepimiz rahatladık, işitme duyunda herhangi bir aksaklık olmadığını anladık. Çevrenden gelen sesleri duyuyorsun, özellikle annenin sesine başını çeviriyorsun, kadın seslerine karşı daha dikkat kesiliyorsun. Zamanla babanın ve büyükbabanın seslerine de kulak vereceğin günleri bekliyoruz.

Annenin yediği yemeğin kokusunun ve tadının onun sütüne geçtiğini, bebeklerin koklayarak annesinin meme ucunu bulabildiğini, anne sütünün tadını ayırt edebildiğini senin sayende öğrendik. Annenin göğsünde onun tenine dokunarak derin uykulara dalmanın keyfini çıkarmaya bak sevgili Lina. Ana kucağının yerini hiçbir şey tutamaz.

Tenimiz ve derimiz dış dünyayla en çok temas halinde olan organımızdır. Koruyucu özelliği vardır. Beynimize dış dünyadan gelen sinyalleri gönderirler. Eğer bir yerin yanarsa ve canın acırsa hemen oradan uzaklaşman gerektiğini sana anlatır. Dokunma duyusundan hayatın boyunca yoksun kalmamanı diliyorum. Dokunmanın terapi etkisi, şifa mekanizması, duyusal iyileştirici özellikleri vardır. Anneden süt emdikten sonra küçücük bedeninde oluşan gazı çıkarmak için baban senin karnına masaj yapıp göğsüne alıyor, sende kafanı babanın omuzuna yaslayarak hemen uykuya dalıyorsun. Derinin hep bebek yumuşaklığında kalmasını isteyebilirsin ancak derimiz zaman içinde yaşlanır ve kırışıklıklar oluşur esnekliğini kaybeder. Derimizi korumak için nemli tutmalıyız, su içmeliyiz, uzun süreler boyunca güneş altında oturmamaya dikkat etmeli ve sigaradan uzak durmalıyız.

 

Herhangi bir duyu organımızı kaybetmemizin hayatımızda birçok şeyi değiştireceğini ve zorlaştıracağını hepimiz biliyoruz. Duyu organlarımızın canlılığını korumak ve onların yaşlanmasını önlemek için bedenimizi sağlıklı tutmayı başarmalıyız. Ömür boyu genç kalabilmenin anahtarı bağışıklık sisteminde gizlidir. Gözle görülemez veya hissedemeyiz ama bizleri hastalıklardan koruyan ve çabuk iyileşmemizi sağlamanın yolu bağışıklık sistemimizi güçlü tutabilmekten geçer. Bunları unutmamanı ve hem duyu organlarını hem de bedenini genç tutmanı diliyorum  sevgili torunum Lina.

Büyükbaban-

Hikmet Seda Kut

13/06/2021

 

 

 

 67 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma