SAHNE

Mahkeme Salonu Dikdörtgen bir mekân ama keskin hatlara sahip değil. Yüksek tavanlı, duvarları bej, tavanları çok açık mavi renkli. Sahnenin merkezinde sanığı görürüz, önünde, beline kadar gelen parmaklıklı bir bölüm vardır. Sanığın tam karşısındaki ahşap hâkim kürsüsü daha yüksektedir ve hâkime bakmak için başını kaldırması gerekmektedir. Sanığın sağındaki savcı ciddiyetle, hiçbir detayı atlamak istemiyormuş gibi önündeki kâğıtlara bakmaktadır. Üzerinde açık gri renkli takım elbisesi ve geriye taranmış saçlarıyla düzenli ve titiz birisi izlenimini vermektedir. Sanığın solunda duran avukatın üzerinde kobalt mavisi bir takım var. Saçları daha rahat taranmış. O da titiz ve düzenli bir izlenim veriyor, ancak savcı gibi gergin değil. Gülen yeşil gözleriyle sanığa güven veriyor.

Sanık şaşkınlıkla etrafına bakınmaktadır. Neden orada olduğunu anlamamış, ‘Şimdi ne olacak acaba?’ der gibidir. Başı omuzlarının arasına çökmüş, korku ve endişe dolu gözlerini etrafta gezdirmektedir.  Hâkimin sesi duyulur.

Hâkim – Sayın sanık. Bugün burada sizden davacı olan karaciğeriniz ve safra keseniz sebebiyle toplandık. Buyurun Sayın Savcı.

Sanık – Karaciğerim ve safra kesem mi, şaka mı bu? derken karnına doğru bakar, hafifçe, alaylı gülümser.

Savcı – Sayın hâkim. Sanığın karaciğeri ve safra kesesi, sanık doğduğundan beri kendisiyle birlikte yaşadıklarını ve kendisine hizmet ettiklerini, ancak sanık kendilerine gerekli bakım ve özeni göstermediğinden karaciğerde 1. derece yağlanma ve safra kesesinde birden fazla taş oluştuğunu iddia etmekte ve bunun kefaretini talep etmektedirler.

Sanık içinden bunlar çıldırmış der, kahkahalarla gülme isteğini bastırmaya çalışır. Acaba kimin şakası bu, şimdi çıkarlar bir yerlerden, diye düşünür ve biraz rahatlar.

Hâkim – Sayın Avukat?

Avukat – Sayın hâkim. Doğrudur, sanık karaciğeri ve safra kesesiyle doğduğundan beri birlikte yaşamaktadır ve zikredilen organlarda bazı hastalıklar oluşmuştur. Ancak, sanık bu hastalıkları bilerek ve isteyerek oluşturmamıştır. Sanığın hayat yolculuğunda karşılaştığı zorluklar zaman zaman kendisinin başa çıkamayacağı boyutlara ulaşmıştır. Duygusal açıdan kendini zayıf hissettiği ve başa çıkamadığı zamanlarda bedenini ihmal etmiş olabilir, bunda kasıt yoktur. Hayat şartlarının zorluğu vardır.

Savcı – Bu bir mazeret olamaz sayın hâkim. Eğer bir zorluk, bir sıkıntı varsa bunu aşmak için yardım alırsınız, kendiniz koltuğa atıp abur cubur yemezsiniz. Hadi bunu yaptınız, bunu aylarca sürdürmezsiniz. Bedeniniz sizin bu dünyadaki aracınızdır. Aracınıza iyi bakmakla yükümlüsünüz.

Sanık – (İçinden) Bu adam ne diyor ya, ne aracı, ne saçma bir şey bu! Bu beden benim, sana ne, sen benim yaşadıklarımı biliyor musun ki? Dışarıdan atıp tutmak, akıl vermek kolay tabi. Sen kim olduğunu zannediyorsun ki bana karışıyorsun?

Avukat – Sayın hâkim. Sanığın olumsuz ruh halinin uzun sürdüğü doğrudur. Ancak yardım almadığı doğru değildir. Sanık bu süreçte ilgili dallardaki doktorlara gitmiş, ilaçlarını ve kontrollerini aksatmamış, hatta strese sebep olan işinden 2 hafta izin alarak dinlenmeye gayret etmiştir.

Sanık – (İçinden) Bu adamlar tüm bunları nereden biliyor? Kimseye söylememiştim ki. Evet, yani yardım aldığım doğru, sonuçta ilaçlarımı içtim, değil mi? Doktorlar ne derse onu yaptım.

Savcı – Evet, dışarıdan öyle görünebilir. Ama sanık gerçekten de iyileşmek istemiş midir? Doktorların verdiği ilaçları kullanıp yatmak gerçekten bir çözüm olmuş mudur? Sanık hiç kendi içine bakarak çözüm arayışına gitmemiştir Sayın hâkim. ‘Hoop, biri gelsin, bana sihirli değnekle dokunsun, iyileşeyim’ demiştir. ‘Acaba ben bu sorunları neden yaşıyorum, burada ne görmem, ne öğrenmem gerekiyor, süreç zorlu olabilir ama ben bu süreçte beden, ruh ve akıl sağlığımı elimden geldiğince korumak için ne yapabilirim?’ dememiştir.

Sanık – (Sanıkta utanma ve suçluluk duyguları görülmeye başlanır. Kızarır, mahcubiyetle başını omuzlarının arasına gömer). E, o zaman bu daha kolay gelmişti. Hayatımdaki sıkıntıların sorumlusu da dışarıdaydı, beni iyileştirmesi gereken de. BANA yardım edilmesi gerekiyordu. BENİM bir suçum yoktu ki. BENİM hakkım yendi. BANA adaletsizlik yapıldı. BANA değer verilmedi. BEN yalnız ve çaresiz bırakıldım. Ne yapabilirdim ki? (Gözler ona çevrilince, bu son cümleleri kendi içinden değil de bağırarak söylediğini fark eder, utanır ve birden susar).

Hâkim gözlerini kısarak, yargılar gibi değil de anlamaya çalışır gibi sanığa dikkatlice bakar.

Avukat – (Yumuşak bir ses tonuyla) Sayın hâkim, gördüğünüz gibi sanık o dönemde birçok olumsuz duyguyla başa çıkmaya çalışmış, ancak bunu nasıl yapacağını bilememiştir ve bu süreçte bedenine yararı olmayan davranışlarda bulunmuştur. Ancak kefaretini zaten ödemiştir. O yüzden bu davanın düşmesini talep ediyorum.

Savcı – Saçmalık, nasıl ödemiş kefaretini?

Avukat – Sanık bir gece karnında büyük sancılarla uyanmıştır. Bu, daha önce hayatında hiç tecrübe etmediği kadar şiddetli ve keskin bir ağrıydı. Karnının her tarafına yayılıyor, onu nefessiz ve hareketsiz bırakıyordu. Karnındaki basınç o kadar yüksekti ki, şu filmlerde içinden patlayan insanlar vardır ya, onlar gibi patlayacağını düşünmüştür. Ne yapsa, ne yana dönse ağrısı geçmemiştir ve o çaresizlikle yardım da çağıramamıştır.

Sanık – (O gecenin acısını hatırlayarak omuzlarını silkeler). Iyyy, Allah bir daha öyle bir şey yaşatmasın, hatırlamak bile istemiyorum. Ertesi gün doktora gittiğimde safra kesemde taş oluştuğunu, ağrıya da bunun sebep olduğunu, safra kesesinin alınması gerektiğini söylemişti.

Savcı – İşte, gördünüz mü Sayın Hâkim, sanık suçludur. Kendi ağzıyla itiraf etti. Vurdumduymaz davranışları ile organlarına zarar vermiştir. Bunlar sadece davacı olan organlar Sayın hâkim, kim bilir daha ne zararlar vermiştir bedenine ve diğer organlarına? Zaten böyle sıfır egzersizle yaşayıp durmadan tıkınıp şişen birinden de başka ne beklenebilir ki?

(Savcı, bunları gittikçe artan bir iğrenme ve aşağılama ifadesiyle söylemiştir. Savcı konuştukça sanıktaki suçluluk, utanç ve değersizlik duyguları gittikçe artar, iyice kızarmaya, terlemeye başlar. Terini elleriyle siler. Sanki durduğu yerde gittikçe küçülmektedir).

Sanık – (Ağlamaklı bir sesle) Evet ama ben o geceden beri çok değiştim, değişmeye çalıştım. Safra kesemin alınmasını istemedim, ben onu seviyorum. O benim bir parçam. Böyle olmasını istemedim, böyle olacağını bilemezdim. Artık karaciğerim ve safra keseme zarar verebilecek şeyler yemiyorum. Tamam, her zaman çok başarılı değilim belki bu konuda ama en azından gayret ediyorum. Bu suçluluk ve değersizlik duygusu beni yiyip bitirdi zaten. Ben artık, artık öyle yaşamak istemediğime karar verdim. Artık daha çok hareket ediyorum, yürüyorum. Olumsuz duygu ve düşüncelerimi değiştirmek için de yardım aldım. Artık yaşadığım birçok şeyi benim yarattığımı, sebeplerini oluşturup sonuçlarını yaşadığımı anladım. İnsanları affettim, onların sadece yolculuğumda bana eşlik etmek ve bana göstermek için var olduklarını anladım. Artık şikâyet etmiyorum, çözüm arıyorum, derken iyice hıçkırarak ağlamaya başlamıştır.

Avukat – (Sakince) İşte, Sayın Hâkim, sanık kefaretini bu şekilde ödemiştir. Deneyimlediği bu süreci her anlamda iyileşmek ve dönüşmek için kullanmıştır.

Hâkim – Sayın Savcı?

Savcı – (Yüzünde bir gülümseme belirir, sükûnetle). Sayın Hâkim, sanığın karaciğeri ve safra kesesi ödenen kefaretten ve sanığın dönüşüm çabasından tatmin olmuşlardır. Şikayetlerini geri çekmeye kara vermişlerdir.

Sanığın yüzü aydınlanır, omuzları dikleşir, başını yukarı kaldırır ama gözlerinde hâlâ suçluluk ve pişmanlık emareleri görülebilmektedir.  

Birden hâkimin tokmağının sesi duyulur. Gözler hâkime döner. Karar der yüksek ve otoriter bir sesle. Davanın düşmesine ve… derken öne doğru iyice eğilir. Sanki sanığa gizli bir şey söyleyecekmiş de iyice yakınlaşmasını istiyormuş gibi. Sanık da merakla öne doğru uzanır. Hâkim yumuşak bir ses tonu ve şefkatli bir yüz ifadesiyle SANIĞIN KENDİSİNİ AFFETMESİNE der.

Bu sırada hâkim ve sanık göz göze gelir, sanki hâkim artık kürsüde değildir ve sanık da parmaklıkların arkasından çıkmıştır. Sanık bir an gördüğüne inanamaz, yanıldığını düşünür, çünkü baktığı yerde kendisini görmektedir. Burada ayna var mıydı biraz önce? diye düşünür. Ama hayır, ayna değildir karşısındaki, hâkim kıyafeti içindeki kendine bakmaktadır basbayağı. Sonra sağına döner, olamaz savcı da onun kılığına girmiştir, soluna döner, yok artık avukat da mı? O an idrak eder, gözlerini kapatır ve gülümseyerek KENDİMİ AFFEDİYORUM VE YOLUMA DEVAM EDİYORUM der.

Sahne kapanır.

 

Ferhan Tekinmirza – 24.05.2021

 31 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma