Diyaloglar, Konuşma sırası ile Kadın Erkek

Kadın: En son ne zaman  kahkaha attığımızı hatırlıyor musun?

Erkek: Epey bir zaman önceydi sanırım…

Kadın: Eskiden ne kadar neşeliydin, yüksek sesle gülerdin, fıkralar anlatırdın, espriler yapardın. Artık sus pus oldun. Sessizleştin. Bir köşede oturup durmadan cep telefonuna bakıyorsun. Lap-topunu açıp saatlerce odanda vakit geçiriyorsun. Sabah erkenden çıkıp gidiyorsun, akşam yorgun argın dönüyorsun. Yüzünü gören de cennetlik.  Durmadan trafikten şikâyet ediyorsun, işteki sıkıntılarını anlatıyorsun. Niye böyle oldun sen?

Erkek: Haklısın hayatım, kendimi uzun süredir yorgun hissediyorum. Sürekli  değişen dış dünyaya uyum sağlamakta zorlanıyorum. Sirküler takip etmek    güncel olaylar, iç siyaset, komplo teorileri, dış güçler, döviz kurları, finans yönetimi derken çok yoruluyorum. Birileri yaşam enerjimi çekti. Yeni bir kıyafet, gömlek, pantolon hiçbir şey almak istemiyor canım. Yaşadığım anın içinde olamıyorum. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Ya geçmişin pişmanlıklarını düşünüyorum ya da geleceğin kaygılarını yaşıyorum. Bu güne odaklanamıyorum. Hayat gerçekten çok hızlı geçiyor ve şu anın bir tekrarı yok!!! Bunu biliyorum ama zamanı durduramıyorum, elimden kayıp gidiyor,.

Kadın: Yine felsefe yapmaya başladın. Ben sana bunaldım, sıkıldım, beni mutlu et, güzel bir şeyler söyle diyorum, sen kendi dertlerini anlatıyorsun.   Hep kendini düşünüyorsun, bak uzun süreden beri ilk defa kuaföre gidip saçlarımı boyattım, bakım yaptırdım kendime, hiç farkında bile değilsin. Yüzüme bile dikkatli bakmadın. Bir tutturdun yorgunum, başka da laf yok..

Erkek: Yeni saç stilin çok yakışmış, ne güzel olmuşsun. Dur sana bugün firmamıza gelen bir banka müdürünün fıkrasını anlatayım. Biz çok güldük. ‘’Temel Vatikan’da gezerken upuzun bir kuyruk görür. “Nedir bu kuyruk?” diye sorar. Kuyruğun ucunun kiliseye uzandığını ve Vatikan Kilisesi tarafından Cennet’in parça parça satıldığını, 1.000 $ dolar verenin cennetten bir parça satın alabildiğini öğrenir. Hemen kuyruğa girer ve kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere ‘Ben Cehennemi satın almak istiyorum,’ der.

– ‘Olmaz, burada Cehennem satışımız yok, Cennetten bir parça almak istiyorsan sıraya gir,”’ Temel’i ikna edemeyen görevliler içeride Papa’ya durumu anlatırlar. Papa gülerek –‘Gidin sorun bakalım Cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız adam,’ der. Kapıya inip Temel’e sorarlar. ‘10.000 $ veririm,’ . Papa Temel’i içeri çağırır, parayı alır, hazırlattığı evrakı imzalayarak Temel’e verir ve arkasından gülerek uğurlar. Dışarı çıkan Temel kapıda günlerdir Cennetten bir parça almak isteyen bekleşen binlerce kişiye, elindeki belgeyi gösterip  -‘’Uşaklar Cehennemin tümünü ben satın aldım, artık Cennet için uğraşmanıza gerek kalmadı,’’ deyince   herkes dağılır.  Cennet satışları sıfırlanınca Papa ve ekibi 10.000 $’a sattığı Cehennemi Temel’den geri almak için pazarlık etmeye başlarlar. Son durum: ‘Temel 10 Milyon $’a el sıkışır.’ ‘’

Kadın: Güzel fıkraymış. Bir toplumda akıllı insanlar çoğalırsa, din tüccarları iflas eder. Tam da bankacı fıkrasıymış, adamın aklı fikri parada dolarda olunca fıkrası da böyle oluyor.

Erkek: Evet haklısın artık fıkralarda bile Türk lirası geçmiyor. Sen düşün artık güleriz ağlanacak halimize.

Kadın: Bir tane daha anlat, ama daha komik olsun.

Erkek: Şirketteki muhasebecimiz Mehmet Bey’i biliyorsun, bir gün bizi evine yemeğe davet etti. Muhasebede çalışan birkaç arkadaş, toplandık gittik. Eşi epey uğraşmış fırında kuzu güveç, her türlü özel ev yapımı mezeler falan sofrayı donatmışlar. Yemekte sohbet koyulaşınca  Mehmet Bey’in eşi sazı eline aldı;

‘‘Henüz yeni evliyiz, Mehmet bir gün yüksek ateşle halsiz bir şekilde yatak döşek yatıyor. Ana çocuk sağlığı hemşiresi olduğum için yanımdaki çantamda ateş düşürücü iğnelerim hep hazır olur. Şırıngamı kaynattım. O zamanlar şimdiki gibi tek kullanımlık kullan at plastik şırıngalar yok. Sterilizasyon için mecbur kaynatıyoruz. Ucuna iğneyi taktım, yavaş yavaş ilacı çektim, bir baktım Mehmet gözleri fal taşı gibi açılmış elimdeki iğneye bakıyor, ateşin çok yüksek kalçadan bir iğne yaparsam hemen düşürebilirim, lütfen pantolonunu biraz aşağıya indir dedim. ‘Ben iğneden korkarım,’

‘Dalga geçme, koca adam iğneden korkar mı, hadi hazırlan,’ diyerek üstüne çullandım ve kalçasına iğneyi sapladım.’

Mehmet birden doğruldu ve kaçmaya çalıştı. İğne adamın kalçasında, şırınga elimde, ben kovalıyorum o kaçıyor. Sonunda panolunu biraz daha aşağıya inince ayağı takılıp yere düştü. Bende üstüne oturup iğneyi yaptım. Bir de baktım adamın sesi soluğu kesiliverdi . Hemen bir ambulans çağırdım, acile götürdük. Meğerse Mehmet’in iğne fobisi varmış, bu huyundan bana hiç bahsetmedi. Benim de mesleğim hemşirelik, hayatım her günü iğne yapmakla geçiyor; evlendiğim adamın böyle bir korkusu olacağı aklımın ucundan bile geçmedi.’’

Bütün masadaki arkadaşlar, Muhasebe müdürünün o komik halini düşünüp kahkahalarla gülmeye başlayınca Mehmet Bey eşine sert bir, ‘’Hanım beni rezil ettin’’ bakışı attı.  Bugün bile aklıma bu sahneyi getirdikçe gülümserim.  Allah’tan sen böyle uluorta eş dost yanında beni küçük düşürecek şeyler anlatmıyorsun. Ben Mehmet Bey gibi mülayim kalabilir miydim bu kadar kişinin kahkaha atmasına bilemiyorum?

Kadın: Kendisiyle dalga geçebilen kişinin sırtı yere gelmez. Biraz gevşe lütfen, hayat bu kadar ciddiyeti kaldırmaz, doya doya kahkaha at. Kimseden ‘ne der’ diye çekinme lütfen…

H.Seda Kut

12/09/2021

 1 Toplam okunma,  1 Bugünkü okunma